Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Tatlı Cadı
Lerna Kaprielyan BağdasaroğluLerna Kaprielyan Bağdasaroğlu

Elinde balık var alalım...

11 Mart 2015, Çarşamba - 11:55
Sene 1911. Şimdiki adıyla Erzincan Kemaliye, o zamanın Eğin'inden genç Ermeni çift 2,5 yaşındaki kızları Hustiyane (babamın halası) ile yeni bir hayat kurmak ümidiyle yola düşüp İstanbul'a gelir. Rumeli Hisarı'nın tepesinde derme çatma tahta bir ev, sarayları olur tüm yokluklara inat...
1913'de, ileride cemaatimizce tanınıp çok sevilecek, saygı görecek olan, 2 sene önce Los Angeles'da 100. yaşını kutladıktan günler sonra kaybettiğimiz, İstanbul ve Los Angeles'da kendini kiliseye ve çocuklara adamasıyla tanınan biricik dedem Vartkes Kaprielyan, bu barakadan bozma gecekonduda açar gözlerini. Öyle bir ev düşünün ki, sert rüzgarlarda uçmasın diye halatla ağaca bağlanıyor, püf desen dağılacak...
Malum, savaş zamanı ve yoksulluk kol geziyor memlekette. Büyük babaannem çocuklarını büyütme derdindeyken, büyük dedem ise inşaatlarda kalfalık yaparak eve ekmek getirmektedir. 1908'de 2. Meşrutiyetin ilanını müteakip kanun değişir ve azınlıklar o zamana dek ödedikleri vergilerle muaf tutuldukları asker alımına dahil olurlar. 1914 yılında savaş şartları ağırlaşınca, dedem henüz 1 yaşındayken babası da askere çağırılır vatanını savunmak için.
Görev yeri Çanakkale'dir. Yaklaşık 8 ay sonra yaralı olarak eve hava değişimine yollanır. Mevcut şartların kıtlığı ve imkansızlıklar yüzünden 1 ay kadar sonra bakımı yapılamadığından, kapanmayan, iyileşmeyen yaraları yüzünden ve kan zehirlenmesinden acılar içerisinde eşini ve iki evladını geride bırakıp hayata gözlerini yumar. Seneler geçer, çok şükür savaş biter...
Dedem 13 yaşlarındayken yazın berber çıraklığı yapar, balık tutar, arkadaşlarıyla Rumeli Hisarı'ndan Anadolu Hisarı'na kulaç atıp form tutarak geçirir günlerini. Birkaç kez de tuttuğu balıkları satar mahalleliye, harçlığını çıkarmak için. İşte yine balık tutmuş tepedeki evin yokuşunu tırmandığı bir gün, daha önce balık sattığı mahalleli kız seslenir anasına; "Mama Vartkes geçiyor, elinde balık var, alalım akşama?" "Aman ha kızım, ondan alışveriş yapılır? Pahalıcı Vartkes o!(Aniga suğbaz e!)" Soframızda balık olan her gün biricik dedemi rahmetle anar suğbaz (pahalıcı) Vartkes diye tebessüm ederiz ailecek.
Dedem son nefesine dek İstanbul'u, Boğaz'ı, rakıyı, balığı, biz ailesini sayıklayıp durdu. Hasret yumdu gözlerini doğup büyüdüğü şehre. Çanakkale Savaşı'nın yıldönümüne yaklaştığımız şu günlerde, cennet vatanımız için ayağında çarık, bir lokma ekmekle yetinip, canını dişine takarak çarpışan, şehit ve gazi olan tüm büyüklerimizi saygı ve sevgiyle anıp, nurlar yağsın üstlerine demek istiyorum...
Özellikle son iki yıldır hızla artan bir ivmeyle yok Noel'di yok ayrandı gibi her türlü bahaneyle bizi birbirimize düşürmeye çalışıp, ayrıştırma gayretinde olan kurnaz zihniyete inat, devir birlik olma devridir. Bu memleket renkleriyle, sayıca azalsa da hala koruduğu mozaiğiyle güzeldir. Bizi biz yapan çok renklilik değil midir?