Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Çemberin dışı
Cenk UrasCenk Uras

Ege de yüzmek....

21 Haziran 2012, Perşembe - 19:00
Bir dönem sigarayı bırakmıştım. İki ay kadar içmedim. Arabayı temizlettim. Birkaç naneli şeker ile ciklet falan aldım.
Bir de cep kanyağı almıştım, canım sigara isteyince de bir yudum kanyak içiyordum.
Amaç; sigaranın yerine bir şeyler koymak.. İkinci ayın ortalarına doğru puro kullanmaya başladım. Günde bir iki tane akşamları kahveyle tüttürüyordum.
İkinci ayın sonunda puro sayısı artmaya başlayınca, “Yahu bunu içeceğime sigara içerim”! diyerek yeniden başladım.
Sürenin sonunda altı-yedi kilo fazladan yapıştı bünyeye.
Sigara tiryakisi olarak zayıfken, iki ay sonrasında artık şişman bir tiryakiydim.
Üstelik bir de kanyak tiryakisi olmuştum.
**
Altı-yedi kiloyu vermek için diyet yapmaya başladım.. Spor salonuna üye olup bir ton para verdim.

O koşu bandı denilen meret kadar can sıkıcı bir şey görmedim.. Hep koşarak bir yere ulaşacağımı sanıyor ve “hızlı koşarsam çabuk kurtulurum”! gibi bir duyguya kapılıyordum.
Sonra sıkılıp iniyordum aşağıya.
“Bir iki ağırlık kaldırıp indireyim bari”! dedim..
Bakıyordum, etraftaki tipler komple tiki..
Adam kaldırıyor ağırlığı; koşuyor aynaya bakıyor. İndiriyor ağırlığı; koşuyor tekrar aynaya bakıyor.
“Bu nasıl iş be”! diyerek vazgeçtim ağırlık kaldırıp indirmekten de..
Başka bir şeyler denemeye karar verdim.
Arkada bir salon vardı. Orada elime bir raket verdiler. ”Al bu topu duvara vur, gelince yine vur” dediler...
Üç-beş yaptım.. Ondan da sıkıldım..
“Yok usta!  Bu da sana göre değil. Gel aşağıda kapalı havuz var, sen orada biraz yüz”! aklını verdi bir bilen kişi.
“Tamamdır!. Severim yüzmeyi”.

Bi atladım havuza.. O da ne be!. Su dediğin buz gibi olur.. Buradaki havuzun suyu çiş gibi!
Küfür edip oradan da çıktım..
Spor salonundaki ilk günümü böylece tamamlamıştım. Spor yapmaktan değil de, arayış içerisinde olmaktan ve oradan oraya gezinmekten dolayı fena halde yorulmuştum.
Ama yılmadım.
Ertesi gün, “halı saha var maçı var gel”! diye arkadaşlar aradı..
“Geliyorum” dedim.
Profesyonel bir sporcu gibi hazır ettim kendimi. Halı saha ayakkabıları, şortlar falan….
Maçın yapılacağı yere gittim. Sırtta bir çanta ve gayet havalıyım. Uzaktan gören kırk yıllık futbolcu sanır.
Benim göbeğe bakarak, “sen defansta dur”! dediler.
Biraz bozulsam da ,çaktırmadım.
Alparslan da defans oyuncusu diye kendimi avuttum.. Sonra Müjdat Yetkiner geldi aklıma..
Acayip gaza geldim. Aklımda kalmış “top geçer adam geçmez” diye bir söz...
Top geçti, adamı geçirmedim.. Bu defa çıngar çıktı sahada...
**

Sonrasında bünye yorgun mu düştü, ne olduysa artık; iki gün hastanede yattım.
Her tarafımı delik deşik yaptılar. Serum bağladılar.
“B12 vitamini eksikliği var” sende dediler.
Ne yapacağım diye sorduklarımda “et ye”! dediler. “yemem”! dedim.
Hal böyle olunca; Bir iğne verdiler ve “o zaman her gün, kalçadan bir tane olacaksın.”
diyerek emir de verdiler parmak sallayarak.

Üstelik apar topar gittiğim hastanede bir hemşire kabus gibi çöktü üzerime..
O benim için bir kadın değil, iğne yapan bir canavardı. Kapıdan her göründüğünde elinde bir iğne ile üzerime üzerime geliyordu..
Havuzun  sıcak suyunu da, beni bir yere götürmeyecek olan koşu bandını da, defansta ağaç gibi duruyor olmayı da tercih ederdim o hemşireye..
Dinimin ne olduğunu bile sordular, yaptıkları bir ankette..
“Şamanistim!” dedim.
Daha önce hastanede yatmadığım için, bilmiyordum. Bu belki de rutin bir uygulamaydı.
Ama yine çok saçmaydı.

Bir de akciğerimin filmini çektiler. “Akciğerler de bir şey yok! “dediler.
Ama sabahları ağrı oluyor! dedim.
“Geçer” dediler.
Geçmedi.

Sonuçta cezamı çekmiş, günümü doldurmuş, hastaneden kurtulmuştum.
Üstelik sigorta şirketinin söylediğine göre  küçük bir servet almış hastane.

**
Arada sırada bir yerlerim ağrıyorsa da, takmıyorum kafaya artık.
Canım çok spor yapmak isterse , alıyorum içi dolu bir koca bira bardağı ve kaldırıp indiriyorum ağırlık niyetine.
Yürüme işi ise en kolayı. Ehliyeti kaptırdığımdan beri, bolca yapıyorum onu zaten..
Yüzmek ise; mis gibi Ege’nin denizi varken, ne işi olur aklı olanın bir kıytırık spor salonu havuzunda.
Halı saha maçlarında ağaç gibi defansta durduğum için, olması ile olmaması arasında bir fark yok zaten.
Kala kala “bir raket marifeti ile topu duvara çarptırmak “ kaldı. O da eksik olsun.

Bizim sülalede kanser hiç olmamış şimdiye kadar. Bütün herkes kalp krizi marifetiyle değiştirmiş adresi..
Bir de yatakta öleni pek hatırlamıyorum.
Küt! diye ya kapı önünde, ya yemek yerken, ya da yürürken .
Sülaledeki gidişata uygun olarak terk etmeyi planlıyorum bu dünyayı.

Ara sıra sağım solum ağrısa da azıcık, takmıyorum kafaya artık.
En fazla, bu durumu bizim bakkala anlatıyorum.
Bakkal dediğin, sadece ”bakkal” değildi ki bizim çocukluğumuzda.
Açık söylemek gerekirse, bu düşüncenin çok katkısı oluyor bu konuda bana.
“Genetik bu işler koçum”!!  diyerek,  o da beni rahatlatıyor  sağolsun.
Ben de rahatlamanın verdiği mutluluğa dayanarak  “ver o zaman bir kalıp peynir daha” !  diyerek, onu rahatlatıyorum.

Böylece ben sağlığıma çok dikkat ediyorum; saçma sapan spor salonlarından ve birilerinin elinde oyuncak olmuş,
Bazı para tuzağı hastanelerden uzak durmaya çalışarak mümkün olduğunca.