Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Şimdi
Kağan BayraktaroğluKağan Bayraktaroğlu

Düşünmek...

29 Ocak 2012, Pazar - 18:02
 Günümüzde artık nerdeyse her insanın bağımlı olduğu en az bir şey vardır. Televizyon, internet, içki, yemek, sigara, kumar, seks, alışveriş, haplar insanların en fazla bağımlılık yaşadığı şeylerdir. Bu bağımlılıkların dağılımı her insanda farklı olarak görülebilir. Bazılarında bu bağımlılıklar çok az görülürken bazıları bunları yoğun olarak deneyimleyebilir. Ancak bu listenin dışındaki bir şey dünya üzerinde yaşayan her insanda var olan bir bağımlılıktır. Evet, yanlış duymadınız! Her insanda. Bu bağımlılığın adı “düşünmektir”. Belki şu anda bunu okuyunca şaşırdınız ve evet bakın yine düşündünüz. Belki şimdiye kadar nasıl sürekli bir düşünme halinde olduğunuzu fark etmiyordunuz ya da bunu bir şekilde biliyordunuz ve zihninizde bir ışık yandı. Düşünmek yararlı olarak kullanıldığında çok etkili bir araçtır, ancak burada bahsettiğim zihnin ötesinden gelen yaratıcı düşünce değil, tam tersi sürekli tekrarlanan ve bize zarar veren aşırı düşünme durumdur.
Michael Jeffreys düşünmeye olan bağımlılığı şu şekilde anlatır:
“Haplara, yemeğe, içkiye olan bağımlılık biz insanların düşünmeye olan bağımlığıyla karşılaştırıldığında hiçbir şey değildir. Çoğumuz için sakin bir şekilde sessizce oturmak o kadar yabancıdır ki zihin hemen kendi “problemlerini” düşünmeye başlar çünkü bu ona daha “doğal” gelir. Huzur istediğimizi söyleriz, ama alışkanlığımızdan dolayı birçoğumuz aslında endişe ederek daha rahat hissederiz. Ne konuda endişe etmek mi? Her konuda, zihin seçici değildir.”
Düşünmek, aslında bizim yardımımız olmadan kendi kendine oluşan bir enerji döngüsüdür. Zihin düşünceleri geçmişle ilgili anılardan, gelecekle ilgili beklentilerden, çevreden(diğer insanlar, televizyon, internet v.b.) algılayarak bunları yansıtır. Bundan sonra o düşüncelerle ilgili farklı fikirler, yorumlar, tepkiler üreterek düşünceleri daha da arttırır. Böylece de düşünme eylemi insanın sürekli olarak yaşadığı bir deneyim haline gelir. İnsanlar bu düşünceleri anlamaya, çözmeye, düzeltmeye, değiştirmeye çalışır ki bu aynı düşünce formlarını sürekli tekrarlayarak kendilerini düşünmeye bağımlı hale getirmelerine yol açar. Ancak bu döngüler özellikle olumsuz düşüncelerle yaşandığı için çoğu insan kendini git gide olumsuz düşünme durumunda bulabilir.
Örneğin, sakin sakin oturduğunuz bir anda, aklınıza geçmişte yaşadığınız olumsuz bir olay gelir. Bu olayla ilgili olumsuz düşünceleri alıp üzerinde düşünmeye başlarsınız. Ve bu durum bir anda geçmişte kalmış o anının zihninizde tekrar canlanmasına ve canınızı sıkmasına yol açabilir. O olay büyük ihtimalle zihninizde sürekli tekrarlanan düşünce formlarından biridir. Ve o düşüncenin tetiklediği duygularla birlikte geçip gitmesine izin vermek yerine ona tutunduğunuz için sizin enerjinizle bir şekilde yaşamaya devam eder. Ve bu döngüde sürekli tekrarlanır. Çünkü eğer fark ettiyseniz canımız da sıkılsa kendimizi olumsuz durumları düşünmekten alamayız. Bir şekilde onları düşünmenin, kendi kendimize anlatmanın bir yararı olduğunu zannederiz. Ama bu alışkanlık sadece daha çok düşünce üretir ve bu da gerçekte istemediğimiz bir durumdur.
Peki, insanlar düşünmeye neden bu kadar bağımlıdır? Bu cevabı Eckhart Tolle’nin “Şimdi’nin Gücü” kitabından bir alıntı yaparak vermek istiyorum:
“Düşünmeye bağımlısınızdır çünkü siz onunla özdeşleşmişsinizdir, bu da benlik duygunuzu zihninizin içeriğinden ve faaliyetinden aldığınız anlamına gelir. Çünkü siz düşünmeye son verdiğinizde sizin de var olmayacağınıza inanırsınız. Siz büyürken kendinizle, kim olduğunuzla ilgili kişisel ve kültürel koşullanmanıza dayanan bir zihinsel imaj oluşturursunuz. Biz buna hayalet benlik, ego diyebiliriz. O, zihin faaliyetinden oluşur ve ancak kesintisiz düşünmeyle sürdürülebilir. Ego terimi farklı insanlara farklı şeyler ifade eder, ama ben burada onu zihinle bilinçsizce özdeşleşme sonucunda yaratılan sahte bir benlik anlamında kullanıyorum. Ego için şimdiki an mevcut değildir. O sadece geçmişi ve geleceği önemli görür. Gerçeğin bu tam tersine çevrilişi egosal zihnin bu kadar bozuk işlevli oluşunun nedenini oluşturur. O daima geçmişi canlı tutmakla ilgilenir, çünkü geçmişiniz olmadan siz kimsinizdir? O varlığının sürmesini sağlamak ve orada bir tür rahatlık, kurtuluş ya da doyum aramak için kendisini sürekli geleceğe projekte eder. O der ki: ‘Bir gün bu ya da şu gerçekleştiğinde ben iyi, mutlu, huzurlu olacağım’. Ego, şimdi ile yaşanan an ile ilgilenmiyormuş göründüğünde bile, onun gördüğü şey şimdi değildir. O yaşanan an’ı geçmişin gözleriyle gördüğünden, onu tümüyle yanlış algılar. Ya da yaşanan an’ı hedefe götüren bir vasıtaya indirger ki bu daima zihnin projekte ettiği gelecekte yatan bir hedeftir. Zihninizi gözlemleyin bunun böyle işlediğini göreceksiniz.”
Burada aslında sorun düşünceler değil o düşüncelerle olan ilişkimizdir. Farkındalığımızda oluşan olumsuz düşüncelere direndiğimizde ya da onları anlamaya ve değiştirmeye çalıştığımızda onlara bir şekilde tutunarak daha çok düşünce üretiriz. Ancak, onun yerine o düşünceleri izlemeye başladığınızda onların akıp gitmesine izin verirsiniz. Böylece sonsuz farkındalığın sonsuz açıklığıyla yaratıcı düşünceleri daha çok fark ederek düşünmeyi zararlı değil yararlı bir araç olarak kullanmaya başlayabilirsiniz. Bu durum gökyüzündeki siyah bulutlara odaklanmak yerine onun çevresindeki sonsuz gökyüzünü fark etmek ve onun huzurunu deneyimlemeye benzer. Pozitif Düşünmeye çalışmanın sanıldığı kadar pozitif olmadığı konusuyla ilgili diğer yazımı da pozitif düşünmek (http://pariyazarlar.com/yazi/pozitif-dusunmek.html) linkinden okuyabilirsiniz.