Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Çemberin dışı
Cenk UrasCenk Uras

Durumun izahi basit...

26 Ağustos 2012, Pazar - 22:52
Bir fakir mahallesindeki insanların sefaletini değil,  o fakir mahallesindeki  çocukların  gözlerindeki ışıltıyı fark edebilenlerin
kuşattığı bir yerdi.
Beş ya da altı masa dolusu insan nefes alıp veriyordu  o kenar mahalle meyhanesinde..
Kafalarının içinde sonsuz ışıklar vardı karanlık ortamın tam tersine.
Bazıları ise  boş  bakıyorlardı yoldan geçenlerin yüzlerine,  dolu dolu yaşadıkları koca ömürlerinin aksine..
İçerideki altı masada, beş  insan oturmuştu ve her biri ayrı yerlere savrulmuştu..
Altıncı masaya  geçerek  kombinasyonu tamamladım.
İşte artık oyunun bir parçasıydım..
Bir şeyler içebilmenin,  bir şeyler yiyebilmenin çok ötesinde bir yerlerde, bir  mahalle meyhanesinin  tam merkezindeydim.
Mezeleri sınırsız yumruk mezesi , ölçüleri gırtlak hesabı olanların parayı bulduklarında , rakı içebilecekleri tek lüksleriydi  o meyhane..
İki gırtlak denilirse iki kere oynardı bir kayanın tepesindeyken o gırtlağın kemiği…
Gırtlak ölçüsünden kadeh ölçüsüne geçişin rahatlığını yaşıyordu  cam kenarında oturan, bıyıkları sararmış ve yüzü  kızarmış yaşlı adam..
Burada meze aranmazdı..
Meze alınacak para bulunursa rakının yanında şükredilirdi..
Manzara dediğin ise,  önündeki masada oturan adamın ense kökü ile sınırlıydı.
Oturduğum masadan baktığımda; görünmüyordu, ne deniz,  ne de martı..
Romantik düşünceler , yaşam üzerine uyduruk aforizmalar da o gün yanıma hiç uğramadı.
“Ense kılları uzamış, sanırım traş gerek..Belli ki berber parasını biraya yatırmaya gelmiş”.
Aşağı yukarı bu tip düşünceler vardı..
İlk kadehin  ortalarına kadar, adamın ense kökü yüzünden bu minvalde uzadı düşünceler.

Bir  öksürük ile bölündü düşünceler... O öksürünce biri daha!... Sonra biri daha!…..
Öksürük salgın gibi yayılıyordu...
Ama dört kişiden sonra kesiliyordu.…
Kalabalık otobüslerde de böyle  olur hep..
Biri öksürünce, mutlaka peşinden öksürür birkaç kişi daha.
Durumu psikolojiye falan bağlamanın gereği  yok ..
Otobüstekiler  ile meyhanedekiler aynı insanlar.
Durumun izahı basit kadar..
Buradan çıkıp,  otobüse binecekler gece yarısında..

Biri geliyor üzerime üzerime..
Garson muymuş ne!.
Bir şey demeden  bakıyor yüzüme..
Ama bakışlarından hemen anlayıveriyor  insan
Rakı alır mısın ?
Ben de bakıyorum ona..
Alayım! ...
Bir boyun hareketi yapıyor
Tamam! Niyetine..
Tövbe! Tövbe!
Fazla gevezeliği sevmeyiz de,  bu da biraz ağır olmadı mı ne?
İkinci dublenin ortalarında bir bağırtı başlıyor o sakin meyhanede..
Atlar koştukça televizyonda,  daha hızlı koşmasını istiyor ahali .
-Yürüü bee!!. .Yürüü be!!…Yürü ulaan!!
Bazıları daha sevecen
-Yürü be kızım!…Yürü be yavrum!!
Bazıları ise ikna yolunu seçmiş, motive ediyor hayvancağızı
-Sen geçersin bunları!..Sen yersin! bunları.

Anlatmakla biter mi hiç mahalle meyhanesi..
Orası dünyanın tam  merkezi..