Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Konuk Odası
Sosi CindoyanSosi Cindoyan

Dünden kareler dile geldi...

02 Ağustos 2015, Pazar - 11:53
Anılar, anılar, anılar.
Onları yaşamak da var, ölümsüzleştirmek de.
Bugün, kocaman bir dolap dolusu sakladığım albümlerimin bana seslendiklerini hissettim. Açtım dolabımı, “Bizi unuttun”, “Gel sohbet edelim”, “Özlettin kendini” dediler. Bilmiyorlar ki içlerinde sakladıkları her neşe, her anı, her özlem, her ıstırap, beynimde ve yüreğimde mühürlü.

Çocukluk fotoğraflarım, ailem, ilk göz ağrılarım çocukluk arkadaşlarım, oyuncaklarım, cici bici kıyafetlerim, doğduğum ev, hepsi o vişne renkli albümün içinde bir dünya kurmuşlar.

Yeşil albüm, gençliğim. Okuldayım, piknikler, dernek faaliyetleri, gençlik işte. Yaşadığım kayda değer baskıya rağmen ne güzel günlerim olmuş. Birçok arkadaşımı genç yaşta ebediyete uğurladım, göç edenler de yüreklerini doğdukları topraklara bırakıp gittiler. Kaybettiğim kişiler var, kendilerini aradığım arkadaşlar da oldu. Neredesiniz? Neredeler?

Annemle Babamın gençliğine bakıyorum, eski İstanbul, küçük ama güzel bir fotoğraf buldum. Şimdi Bebek Parkının bulunduğu yerde eskiden deniz kenarında bir gazino vardı, annemle orada oturmuş babamı bekliyoruz. Düğünler, neşeli sofralar, hepsi fotoğraflardan bana göz kırpıyorlar.

Sanatla tanıştığım albüm. Baksanıza şu küçük kıza, şarkılar, şiirler, dans, piyano, bale ve tiyatro…ille de tiyatro. Ne güzel bir albüm, sunuculuk bile yapmışım. O albümden bu yana birlikte hala sıcak, sımsıcak ve samimi günler paylaştığım arkadaşlarım var. Sahne tozunu birlikte yuttuğum arkadaşlarıma, dostlarıma kızamam. Bana ters gelen olayları birlikte çözmeyi yeğlerim.

Tiyatro oyunlarının fotoğraflarını sakladığım albümlere baktıkça ister istemez zaman ve kültür mukayesesi yaptım. Yakın zamanda güzel bir oyuna seyirci çekmek veya seyirciyi hoş tutmak için tuluat yapıldığını duyduğum an içim cızzzz…etti. Zamanı eleştirip işin kolayına kaçıp salt nostalji yapmak yerine ipleri iyi kullanma taraftarıyım.

İşte düğün fotoğraflarım. Yirmi yılımın güneşi, sevip saydığım, sonsuz güven duyduğum ve ellerimle toprağa verdiğim sevilen ve saygın insan eşimin bakışlarından hala o pırıl pırıl günlerin ve özlemin sentezi ile altın yüreğinden akıp gelen iyilik ve mutluluk dilekleri okunuyor.

Minik kızım hemen imdadıma yetişti. Ayyyy bu ne şirinlik, bu ne güzellik, bu ne şıklık, canım benim. İyi ki bu fotoğrafları çekmişiz, kızımın yılları yıllara katıp büyüdüğünü, aile mutluluğumuzu, gezilerimizi, tatillerimizi, seyahatlerimizi ve özel günlerimizi tekrar yaşıyor gibiyim.

Sıra geldi kızımın bale albümlerine. Bir zariflik, bir incelik var bu albümlerde. Duygulandım.
Yakın zaman albümleri el sallıyor, “Biz de varız” diyorlar. Çoğu kez hayat buruk olsa bile yine de güzel günler, güzel yaşanmışlıklar var. Seyahatler, ödüller, sahne anıları, sevdiklerim, paylaşımlarım, dostlarım, emeklerim, ebru çalışmalarım, iyi günler, huzursuz günler hep albümlerde saklı.

Asla gençlik elden gitti diye yakınmalarım yok. Yaşlanmak Allah vergisi ama ihtiyarlanmak kulun beceriksizliğidir. Sağlık olduğu müddetçe insan her yaşta kendisini mutlu edecek bir can, bir uğraş bulabilmeli. Kin, nefret olmasın, cezayı kesen Allah olsun ama laf dönüp dolaşıp da helalliğe gelince, o kadar da kolay değil hayata çelme atmak, hak yemek, kalp kırmak. Helalliğimi alamadan vefat eden tek kişi yok ama Allah ile benim aramda gizli kalacak minik bir albüm var mı acaba?

Albümlere, özlemle, hüzünle, zaman zaman da gülücüklerle uzun uzun bakıldı ve yine dolaba yerleştirildi. Şu anda yaz aylarımı geçirdiğim kıyıdaki köşemdeyim. Sevdiklerim telefonumun ucunda, hava benim için güzel çünkü boğucu ve sıcak bir gün değil, tatlı bir rüzgâr esiyor, deniz suyu ılık. Ben şemsiye altında yazımı yazarken, sevimsiz bir bulut yağmur çiseletti. Kristal tanecikler insanları ıslatınca, sağa sola koşuşanlar, yağmurda yüzmek için denize atlayanlar oldu.

Doğa insana huzur veriyor. Şu an denizin rengi değişti, dalgalar kıyıya vuruyor, rüzgâr çoğaldı ve denizden çok güzel yatlar, hız motorları geçiyor. Karşımda bir martı etrafı kolluyor. Seni gidi hırsız martı o peynirli tostu kimden çaldın bakalım?

Canım fotoğraf çekmek istedi.

Dünyaca ünlü fotoğraf ustamız Ara Güler çevreye küsmüş olacak ki, o kendisine has hoş üslubu ile “Ne fotoğraf çekeceyim? Neyi çekeceyim? Ne kaldı da çekeceyim?” demişti de hak vermiştik kendisine. Kentsel değişim doğayı katletti.

Ayrıca, bizler, amatör fotoğrafçılığa meraklı olanlar da her zaman bu sanata gereken özeni ve değeri vermiyoruz. Eğer çektiğimiz fotoğrafları internete kilitleyip elimizdeki kayıtlar da bir gün silinip süpürülmeye mahkûm ise veya kazara onları kaybedeceksek, şu güzelim dalgaların fotoğrafını çekmek neye yarar?

Teknoloji, çağımızın vazgeçilmezi fakat çoğu yerde bilinçsizce veya umursamazca kullanıldığında her zaman sanata katkıda bulunamıyor kaldı ki neyin fotoğrafını ve ne amaçla fotoğraf çektiğimiz de önemli.