Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Gülümse
Gülsen GürGülsen Gür

Dünden bir anekdot...

15 Eylül 2014, Pazartesi - 17:19
İlkokul arkadaşım Hülya, öylesine içime kazındı ki bu yaşıma geldim, hâlâ okulların açıldığı gün, içim onun özlemi ile burulur...
Okula başladığım gün, lülüş saçlarımdaki tafta kurdelem, beyaz kolalı yakamın tamamladığı formam, siyah rugan ayakkabılarımla kendimi çok beğenmiştim. Etrafıma bakınca, kız arkadaşlarımın hepsinin benim gibi olduğunu fark ettim.
Henüz ders zili çalmamıştı, bahçede yapılacak töreni bekliyorduk. Herkes kendine bir arkadaş bulmuş sohbet ediyordu. Bir ara gözüme, duvarın dibinde yalnız başına duran bir kız ilişti. Göz göze geldik, birbirimize gülümsedik. O andan itibaren birbirinden ayrılmayan iki arkadaştık artık.
Büyük bir tesadüf eseri, aynı sınıftaydık ve aynı sırada yan yana oturuyorduk.Tenefüslerde de hep birlikte oynuyorduk. Öğretmenimiz de bizim birbirimize olan yakınlığımızı bildiği için müsamerelerde muhakkak ikimize de rol veriyordu. Evlerimiz uzak olduğu için birbirimize gitme şansımız yoktu. Kitaplarımızın arasına notlar koyardık, evde ders çalışırken sürpriz olarak karşımıza çıkardı. Birbirimize o kadar bağlanmıştık ki “Sabah olsa da okula gitsek” diye okul saatini dört gözle bekler olmuştuk.
Zaman çabucak geçti. Okulların kapanmasına bir gün kalmıştı. Son gün diye Nermin Öğretmenimiz ders yaptırmadı. Bütün gün Hülya ile oynadık, sohbet ettik. Yaz tatilinde birbirimizi çok özleyeceğimizi söyledik birbirimize; gözlerimiz dolu dolu...
O sırada okulun bahçesine simitçi Hasan Amca geldi. Tüm çocuklar başına üşüştüler. Hülya “Gel biz de alalım”’ dedi. Bir koşu sınıfa gittim, çantamı açtım. O da nesi; boncuk işlemeli cüzdanım yoktu; evde kalmıştı besbelli...
Annem hemen her gün “Yalan söylemeyeceksiniz, kimseden borç almıyacaksınız... Yoksa beni çok üzersiniz” derdi. Hülya’ nın yanına gittiğimde elinde iki simit gördüm. Almazsam, biliyordum ki çok üzülecekti, alırsam da annem hem kızacak hem de üzülecekti. Parasını yarın vermem şartıyla simidi kabul ettim. Eve gider gitmez, kızacağını bildiğim halde anneme söyledim. “Doğruyu söylediğin için sana kızmıyorum, yarın ilk işin arkadaşına parasını vereceksin” dedi. İlkokul arkadaşım Hülya, öylesine içime kazındı ki bu yaşıma geldim, hâlâ okulların açıldığı gün, içim onun özlemi ile burulur.
Okula başladığım gün, lülüş saçlarımdaki tafta kurdelem , beyaz kolalı yakamın tamamladığı formam, siyah rugan ayakkabılarımla kendimi çok beğenmiştim. Etrafıma bakınca, kız arkadaşlarımın hepsinin benim gibi olduğunu fark ettim.
Henüz ders zili çalmamıştı, bahçede yapılacak töreni bekliyorduk. Herkes kendine bir arkadaş bulmuş sohbet ediyordu. Bir ara gözüme, duvarın dibinde yalnız başına duran bir kız ilişti. Göz göze geldik, birbirimize gülümsedik. O andan itibaren birbirinden ayrılmayan iki arkadaştık artık.
Büyük bir tesadüf eseri, aynı sınıftaydık ve aynı sırada yan yana oturuyorduk. Tenefüslerde de hep birlikte oynuyorduk. Öğretmenimiz de bizim birbirimize olan yakınlığımızı bildiği için müsamerelerde muhakkak ikimize de rol veriyordu. Evlerimiz uzak olduğu için birbirimize gitme şansımız yoktu. Kitaplarımızın arasına notlar koyardık, evde ders çalışırken sürpriz olarak karşımıza çıkardı. Birbirimize o kadar bağlanmıştık ki “Sabah olsa da okula gitsek” diye okul saatini dört gözle bekler olmuştuk.
Zaman çabucak geçti. Okulların kapanmasına bir gün kalmıştı. Son gün diye Nermin Öğretmenimiz ders yaptırmadı. Bütün gün Hülya ile oynadık, sohbet ettik. Yaz tatilinde birbirimizi çok özleyeceğimizi söyledik birbirimize; gözlerimiz dolu dolu...
O sırada okulun bahçesine simitçi Hasan Amca geldi. Tüm çocuklar başına üşüştüler. Hülya “Gel biz de alalım”’ dedi. Bir koşu sınıfa gittim, çantamı açtım. O da nesi; boncuk işlemeli cüzdanım yoktu; evde kalmıştı besbelli...
Annem hemen her gün “Yalan söylemeyeceksiniz, kimseden borç almıyacaksınız... Yoksa beni çok üzersiniz” derdi. Hülya’ nın yanına gittiğimde elinde iki simit gördüm. Almazsam, biliyordum ki çok üzülecekti, alırsam da annem hem kızacak hem de üzülecekti. Parasını yarın vermem şartıyla simidi kabul ettim. Eve gider gitmez, kızacağını bildiğim halde anneme söyledim. “Doğruyu söylediğin için sana kızmıyorum, yarın ilk işin arkadaşına parasını vereceksin” dedi. Ertesi gün Hülya gelmedi...
Yaz tatilinin geçip, okulların açılmasını dört gözle bekledim. Yaz boyunca hep Hülya’ yı düşündüm. Nihayet okullar açıldı. Koşar adımlarla gittim okula... Herkes arkadaşlarıyla sarmaş dolaştı... Gözlerim kıyıda köşede Hülya'yı aradı, ne yazık ki yoktu. Öğretmenime “Hülya nerede?” diye sordum. Nemli gözleriyle “Hülya artık gelmeyecek” dedi ve yanımdan uzaklaştı. Belki de gerçeğin beni çok üzebileceği korkusuyla bir daha soramadım. Onun gizemli kayboluşu ve ödeyemediğim simit parası hâlâ içimde uktedir.
Okulların açıldığı bugün de tüm öğrecilere sağlıkla başarılı, güzel anılarla geçecek bir yıl diliyorum...