Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Eski Sandık
İmre Gaffaroğullarıİmre Gaffaroğulları

Demli bir çay içtim...

26 Ocak 2014, Pazar - 21:15
Merhabalar, yağmurlu günlerde içimde hep hüzün bulutları geçiyor nedense. Belki de yaşadığımız zamanların etkisi, herkesin bir koşuşturmaca içinde olduğu bir dünyada duygulara ayıracak fazla zaman olmasa da maddiyatın hep en ön planda bir yaşam biçimi. Menfaatler, çıkarlar, para odaklı ilişkiler belirliyor hep gündemi.
Oysa ki eskiler de böyle mi idi her şey; örneğin  bu aralar iki şeye fena halde taktım aklımı: birincisi özlemek, ikincisi üzülmek... Bizi psikolojik ve fizyolojik olarak da ne kadar etkiliyor bu duygular aslında, bir bakmak lazım... Hadi birlikte bu son günlerde çok meşhur olan kelimeler ardına sığınan şeyi yapalım. Beyin fırtınası...
Siz, en son neyi ve ne kadar özlediniz bilemem ama bakın benim özlemlerimi paylaşayım sizlerle: 60' lı yıllarda  doğmuş bir bireyin aşırı duygusal, hassas ve aynı  zamanda dünya olayları ile ilgili zamanın ve imkanların  el verdiği ölçüde çevresiyle paylaşımı seven, özen ve saygı gösteren bir kuşağın parçası olmaktan başka bir çaresi var mıdır?
Dönem, biraz da bu sosyal medya denilen çılgınlığın adının bile geçmediği ama sosyal çevrenin gerçekten var olduğu dönemlerdi. İşte tam da bu yüzden, İzmir' de iki katlı eski Rum evlerinin önündeki akşam oturmalarını, kadınların kendi aralarında yaptıkları esprilerinin yaşandığı o güzel zamanları..
Demlenmiş çay ardına yarenlik sohbetleri, akşamları, yokuşları dik, daracık cadde aralarında koşup oynayan çocukları, mahalle arası yoğurtçuları, hallaççıları, seyyar da midye,  ciklet satan sokak satıcılarını...
Tombul memeli teyzelerin  pencereden pencereye yaptıkları koyu dedikodularını, her ne kadar o bizi  göremediyse de  radyoda Zeki Müren' i, onun ''Gözünüz yolda kulağız bende olsun sevgili şoför kardeşlerim'' anonslarını...
Orhan Boran' la tavşan ''Yuki'' li  saatleri, ailece radyo başında toplaşıp dinlediğimiz arkası yarınları çok ama çok özledim.
İkinci olarak da üzülmekti  değil mi?  Diğer kavram...
Peki siz nelere üzülüyorsunuz  bu günlerde  hiç dürüstçe başınızı ellerinizin arasına alıp bir kez olsun başkasına değil ama kendinize itiraf ettiniz mi? Yapın, inanın çok rahatlıyorsunuz.
Kendimle bir empati yaptım ve düşündüm, kendimce nelere üzülmüyorum ki...
Çocukluk sevgilimi  bir daha göremeyecek olmama mı, yanmalı şimdi, yoksa onu bir kez olsun Bodrum'daki mezarında ziyaret etme cesaret bulamadığıma mı, yoksa son nefesini veren annemin  yanında olamadığım için son bir vedayı  kaçırdığıma mı?
Yok, yok merak etmeyim işler yolunda yine, yeniden para kazanan bir çarkın içinde bir yıllık kazancı daha garantiledik. Nedense  daha az düşünerek emeğin karşılığını alamıyorum diye üzülmekten  önce vazgeçiyorum ve sadece gülümsüyorum.
Ancak, dostlukları kadim ve ömürlük isteyen birisi olarak  yukarda bahsettiğim sebeplerden  dolayı  kayıp ruhlar dünyasında tavanda kalan hoş bir seda olan bu kavramların kalplerde değil de  havada kalmasına üzülüyorum.
Halbuki, özlemek ve üzülmek de bedava. Hiç bir çıkar ilişkisi olmadan yapabilmek olası, eğer göz yaşlarınız timsah olanlardan değil yürekten gelenler ise,  içinizdeki kırgınlık, affetme ve devam etme hissi hala  nefes alabiliyorsa  ve dostlarınız söylediğim gibi kadim ve ilişkiniz anlık değil ömürlük ise.
Göreceksiniz üzerinizde bu sanal  veya gerçek dünyanın ağır sarmallarından  sıyrılıp duygularınıza sıkı sıkı  sarılarak yaşayacağınız zamanlarınız olacak ve  kendinizi daha bir hafif, rahat, toleranslı, en önemlisi  çok zengin hissedeceksiniz.
Mutlu haftalar.