Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Güneş'den
Güneş Batum EsenGüneş Batum Esen

Değerlere sahip olmak...

17 Eylül 2012, Pazartesi - 15:21
Unutttun beni zalim.... unuttun beni zalim....

Çocuklugumda bu sarkiyi rahmetli anneannemin o kocaman radyo+teyp dolabında duyardım...Rahmetli dedeme sitem edecekse bu şarki sonuna kadar acilirdi......
Çocuk dünyamla çok anlamazdım ama bir şeyler oldugunu sezinler , bunu sezinledikçe de daha çok merak eylerdim.....
Tabii bu esnada ortalıktaysam ve yaramazlık denen şeyi yapıyorsam (ki sık yapardim...)firca yemem kaçınılmazdı...Örneğin yemegim bitmemişse...Ya da biraz daha geç uyumak istemişsem...oysaki şimdi bıraksalar 24 saat uyur modundayimdır.

Bu sarki dedemin bize bir şeyler ısmarlaması, ya da “hadi dışarıya çıkıp biraz hava alalım “denmesi ile biterdi.
Eğer vakit uygunsa bende yanlarında olurdum sülalenin 2 nadir 2 kiz evladından birisi olarak.

Dedem her zamankinden daha sıklıkla sorardı anneanneme....Anneannem de omuz silker, dedeme direkt bakmaz ve hatta bana söylerdi yanıtını.
”dedene söyle kahve keyif için içilir şimdi keyfim yokken kahve içemem” !....
O çocuk dünyamda nedenini anlamadığım bu gelgitlerde üzerime düşen görevi büyük bir titizlikle yerine getirirdim çünki her ikisi arasında bir paylaşılamama durumum olur ve  payıma düşen sevilmeyi daha fazla yaşardım, hem de yanlış bir şey yaparsam bilhassa anneannemden fırça yeme riskim azalırdı.

Bir başka sefer nereden duymuşsam Çapkın kelimesini duymuş ve koşa koşa anneanneme sormuştum....”Anneanneeee dedem de çapkın mı?”....Tam olarak neye karşılık geldiğini bilemediğim bu soruyu hay sormaz olsaydım.
Zira o tarihlerde 5, bilemediniz 6 yaşında olmama rağmen bugün bile tınısı kulağımda olan sesi ile anneannem, dedeme direkt sormuştu “dedesi çapkın mısın bak torunun soruyor?!”....
Bu öyle bir soruydu ki ses gidip karşısındakine bir tokat atıyor ( ! ) ve  tokatla kalmıyor sesin sahibindeki o mağrur ve mağdur yapıyı da cümle aleme ilan ediyordu !.
Anlayan anlıyordu !.

Yanıtı gecikmeden vermesi gerektiğini bilen Dedem beni yanına çağırıp severken, “eskiden biraz öyleydim ama anneannenle tanışınca çapkınlığım kalmadı” deyivermişti.

Usul bu idi. Açıkça söylenmez, ihsas edilir ve dolaylı yanıtlarla gönüller alınırdı evin sultanlarının.
Şimdi iyi anlıyorum ki dedem akıllıydı çapkın mıydı bilemem ama akıllı bir anadolu erkeği idi.
Yoksa bu sihirli cümleyi bu kadar sevecenlikle nasil zikredebilirdi başka?.

Zaten cümleyi duyan anneannem “kahve içer misiniz ?” demiş ve kahve yanında bende payıma düşen o tarihlerde epey kıymetli renkli kağıda sarılı yuvarlak çikolatalardan nasiblenmiştim.Hem de bolca.

Dedeme tekrar sorsa mıydım çapkın mısın diye.Anneannemin hoşuna gittiğini anladığım yanıtı bir daha duyması ile bana başka çikolatalar da düşer miydi acep?

Dedem bir başka sefer sülalenin genç erkeklerini neden toplamıştı bilemem ama merakımdan ölmüştüm.
Zar-zor dolaylı şekilde kendimi dahil ettiremesem de, kulak misafirliği yapmıştım yer yer....
Ve “eşleriniz sizleri vezir de eder rezil de.siz güzel  çirkin, zengin fakir demeyin, sizi seven, namuslu, iyi kalpli temiz hanımlarla evlenin ve sizi vezir eden böylelerinin de kıymetini bilin.erkek adamin çapkınlık şanından denir ama evlenince  sade ve sakin olmaya bakın ama ille de bir halt yerseniz sakın eşinizi incitmeyin”

İlle de bir halt yiyecekseniz cümlesini teyze oğlumun esprisi üzerine biraz da sert söylemişti dedem....
İlk okul  ilk yıllarına denk gelen bu yıllar herşeyi incesinden analiz edebilecek olgunlukta değildim ama dedemdeki gücü ve karizmayı hissetmiştim .
Saygıyı kaybetmeden sevgisini incitmeden yol alıyordu yaşamında.
Eşi başının tacıydı ve işleri nedeniyle istemeden ihmal  dahi etse onun hoşuna gidecek cümleleri inandırıcı ve mahçup üslubu ile sunuyordu.

O dönem cep telefonu, internet vb iletişim araçları da yoktu ki anında haber verebilsin sevgili eşine, olası bir gecikme için.
Benim el atmak için sık sık fırsat kolladığım ve evin baş köşesinde yer alan o ağır ahizeli telefon ise zar-zor işliyor, hat düşme derdi oluyor veya dedem gittiği her yerden arayamıyordu çünki pahalı bir şeydi telefon iletişimi.

Anneannem de bunu kendisine bir ilgisizlik sayıyor , belki de kadınsı kıskançlığına vesile ediyor ve “Unuttun beniz zalim” şarkısı ile dile getiriyordu.

Oysa şimdi öyle mi? hatta bırakın öyle olmayı öyle ilişkiler, öyle olaylar duyuyoruz ki insan inansın mı?inanmasin mı? ya da kızsın mı gülsün mü bilemiyor.ama en çok da korkuyor insan.
Bu denli acımasız ve bu denli saygısız  yaşanan herşeyin acaba nasıl olur da adı aşk kalıyordu?!
Aşk dediğin “seviyeli ilişkimiz var”demekle mi tarifleniyordu?

Çok şaşırmıştım TV kanalında ünlü mankenin ünlü iş adamı sevgilisi ile ilişkisini bu şekilde tanımlamasına.onların seviyeli bir ilişkisi vardı !
Hani sormak istiyor insan? Hangi seviye? Hangi irtifa? Basamaklar mı mevcut?!
Çok kısa zaman sonra da bu seviyeli ilişki oldukça seviyesizce bitebiliyordu !.

Zaten makbul olan kimin kimi ne şekilde kimin elinden kaptığıydı !.Herşey gibi ilişkiler de bir kapmacaydı.

Kadın ille de kariyerim diyor eşini, çoluğunu çocuğunu bırakıp yarışıyordu olmadık mecralarda olmadık anlarla .Erkek ise gerekiyorsa futbol taraftarı oluyordu amiri ile gerekiyorsa muhbir. Ya da belki bir clüp üyeliği tez vakitten !.Yeterki bir terfi.
Esas sorgulanması gereken  “neydi bu kariyer?” biraz daha terfi biraz daha kazanç ve biraz daha tüketmek miydi kariyer denen şu sihirli araç?

Hiç bir şey olmazsa masa sandalye kavgası gerekti.
Hiç bir şey elde edememişlerin birşey elde ettiklerini sandıkları cinsten !
Tarihten bugüne gladyatör savaşları misali !.

Herkes birbirine Mış gibi yapıp yol alırken
Kariyer ve daha bol tüketim yaşanabilecek gelecek için mübahtı her yol !.

Zaten ne demişti çoban sülo?!...
“kılıç kuşananın”....Bu söz belki onun icadı değildi ama o kullanırdı !.
Yanlış yere yanlış iskanla yanlış bina yapıldı da depremde yıkıldı ise yanıt hazırdı:
“ Altımız çürükse ben napim” !...
Birisi yanlış iş yaptı da haksız kazanç mı yarattı? yanıt yine hazırdı ! “
bal tutan parmağını yalar” !...
Yanlış bir usul ya da yanlış bir yol mu tutuldu  ?hiç fark etme z kılıf hemen hazırlanırdı zaten “camiyi çalan minareyi hazırlardı”!...

İşte bu anlayışlarla yıllar birbirini kovalarken en küçük aile birimi parçalanır ve “istediğine ulaşmak için her yol mübah”  olduğu en ince toplum mühendisliği olarak işlenirken toplumun her köşesinde Sam amca TV kanalllarınca...

Meğer önce öz benlik, ilişkilerimiz, evliliklerimiz zayıf düşürülmüş sonrasında da geriye kalan üst benlik !.

Bİr ülkenin ilerlemesindeki en önemli kavramlardan olan dürüstlük ve temiz toplum olmanın işte tam da bu en temel etik değerlerden can aldığına inancımla  iki kelam etmek ve esas olanın onursuz olmayan değerleri anneannemle dedemden bugüne taşımak olduğunu bir kez daha paylaşmak istedim. Hani eğer sürci lisan eylemediğimizi düşünüp de duyarsa birileri bizleri, onlar da duyurursa diğerlerine sizleri.Elden ele pardon kulaktan kulağa belki de yeniden döneriz o güzelim  değerlerimize.