Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Konuk Odası
Sosi CindoyanSosi Cindoyan

Değer bilene, canan...

12 Mart 2013, Salı - 22:59
Kadın erkek arasındaki farkın bariz olduğu geri kalmış toplumlarda ne yazık ki kadına şiddet çoğu zaman daha çocuk doğar doğmaz başlıyor. Aile, kız çocuğu istemiyor. Doğan çocuktan utanç duyuyor. Kız çocuğu, onlar için, hayatın gerisinde kalmış bir mahlûk, bir külfet, kaşık düşmanı, üstelik hangi hakla bilinmez ama namusunu da kendileri kollayacaklar, çoğu zaman da namussuzca koruyacaklar. Kız çocuğunun beynine, yüreğine kelepçe takılacak, kişiliği, eğitimi ve hayatı engellenecek, zekâsını gösteremeyecek, kendisini ifade etme yeteneği kısıtlanacak.

Sakın kırsal kesimi hedef aldığımı sanmayın. Hiç mi şehirde bukleli saçlarla, kurdelelerle, renk renk tokalarla gezen erkek çocuğu görmedik. Bunu da kız çocuğu özlemi çeken ailelerde rastlarız. Eh canım, her evin bir kız çocuğu olsun. İyi günde, kötü günde lazım olur, eli iş tutsun, anasına eşlik etsin, çocukluğunu okulda geçirsin de eğitimini kaynana okulunda tamamlasın. Böyle düşünenler yok mu sanıyorsunuz? Hem kız çocuğu evin eğlencesi mi, oyuncak bebek mi ki erkek çocuklar bu özlemle maskara olmuş gezerler.

Kızlar, evde, tarlada, okulda, geleneklerin törelerin odak noktasında, eğitilip, sömürülüp, sevilip, horlanıp, yarı aç, yarı tok veya şımartılıp  bazen hayatın hamallığını, evinin uşaklığını yaparak veya el bebek gül bebek eğitilip hayata atılarak, kimisi sırtını sağlam yere dayayıp sabun köpüğü hayalleriyle, bir diğeri hayatının temellerini kazıyarak, sarışını, kızılı, esmeri, kumralı, kimi bomboş kalmış aklı, kimi fark edilir değerleri ile rüzgârın esintisine karşı, yağmurda ıslanıp güneşle serpilip karda kışta mücadele verip baharlarda umut çiçekleri toplayıp büyürler.

Kızlarımızım güzeli de çirkini de kaderini yaşar. Güzel olan, çekici olan, her an, her yerde gözdedir. Ne yazık ki bizler farklı büyütüldük. Yeni neslin, onun bunun, gereksiz insanların bilmeden, anlamadan, gereksizce fikir yürütmelerine önem vermeden hayatlarını yaşadıklarını sevinerek izliyorum. Tabii her şeyin bir sınırı var. Sınıf atlamak orta çağda imkânsız sayılırdı şimdi ise yine zor, sivrilmek çok özveri ister ve olanak gerekir. Yaşarken hayatları boyunca hiç canavar düdüğü duymayanlar, arkalarına dönüp baktıklarında kaybedecek bir şey bulmadıklarında inanılmaz atılgan oluyorlar. Başarı, tek başına zoru yenmekle, kendilerine sunulan bolca olanakları veya çalışıp didinerek yarattıkları olanakları doğru ve iyi kullanmakla elde ediliyor.

Çağdaş yaşamda artık kadın erkek farkı olmamalı. Kadın da artık hayatına hâkim olmak zorunda. Kadın doğurganlığı ile ailede güç kazansın da erkek canı pahasına çalışıp tüm aile fertlerini doyursun diye bir kavram artık geçerli değil. Kadın da bu savaşa katılmalı, ailede söz sahibi olmalı, çocuk da büyüdüğünde özgürlüğünü ve kimliğini kazanmak adına ayaklarının üstünde durabilmeli. Kızlarımız, çağdaş, eğitimli, görgülü, toplumun değerli birer ferdi olarak yetiştirilmeli. Erkeğin kadına, kadının da erkeğe ihtiyacı olduğunu Yüce Tanrının onları birlikte yarattıklarından anlayabiliyoruz.

Kadına şiddet, yalnızca taciz etmekle, kaba kuvvet kullanarak cahilce onları yıldırmak, ağızlarını burunlarını dağıtmakla da olmuyor. Bu şekilde erkeklerin istediklerini de tam olarak elde edebildiklerini sanmıyorum. Sevginin uçup kaybolduğu ve saygının yok olduğu bir ortamda inatlaşmanın galip geldiğini ve bunun da hayatı yaşanılmaz hale getirdiğini görebiliyoruz. Kadına şiddet onu önemsememekle, değer vermemekle, varlığını hiçe saymakla, ilgi ve şefkatini esirgemekle, efendiliğe sığmayan davranışlarla da kendisini gösterir. Aile içinde bu durumun kimin hak edip kimin hak etmediğini ancak bireyler kendileri değerlendirirler. Hayatın her safhasında insanlar bazen kurtuluş aradıklarında aklıma İskenderin düğümü gelir. Sabır ise elin makasa uzandığı ana kadardır.

Kadınların hisleri daha ince daha duygulu olabilir ama bu da kesinlikle kadına kibar da erkeğe kaba davranılacak anlamına gelmemeli. Erkek, kadına karşı kendisini güçsüz, silik, suçlu hissettiğinde aslan kesilir ama “Metro Golden Mayer” modelinde değişen bir şey yoktur, değişen hava akımıdır ki o anda ağızdan çıkan laflar kadını nedensiz incitir. Bu da görünmez tokattır.

Kadının hukuki haklarının erkeğe nazaran eksik veya yetersiz olduğu ülkeler yok mu? Örneğin, baba mirasından kız çocukları erkek kardeşe oranla daha az faydalanırlar. Kadının olayları keşfetme, ufkunu genişletme olanakları engellenmiştir. Kadının geleceğini başkaları tanımlar. Kadın, yaşanmamış aşklar, yaşanmamış hayatlarda yaşlanır.

Kadın anadır, şefkattir, aşktır, çiçektir. Kadın erkeğin aynası, yuvasının temel taşıdır. Kadının fendi erkeği yendi, kadın insanı vezir de eder rezil de eder derler.  Bu bir genelleme olsa gerek çünkü kadın doğurabiliyor ama her kadının analığı farklı oluyor, paylaşmayı bilemeyeni, yuvasına mutluluk veremeyeni var ama insanı vezir ederken rezil de etse hiçbir kadın durum mütalaası yapılmadan şiddeti hak etmiyor.

Kadın çiçekse vazoda çaresiz kurumaya bırakılmamalı. Kadın üretken olmalı, sevgisini, bilgisini, ruhundaki güzellikleri paylaşma mutluluğuna sahip olmalı. O çiçek, kendisine ne kadar özen gösterilirse o kadar coşar. Sevildiğini, korunduğunu hissedince yüreğinde baharlar açar.

Kadının asıl tarifini yapmak zordur.
Kadın emeğini paylaşır, sevdiğini paylaşmaz.
Kadın seçenek değil, sevgidir.
Kadın eğitildiği kadar yararlı
Horlandığı kadar zararlıdır.
Sevildiğinde daha çok sever
Küstüren pişmanlık çeker.
Kadın, değerini hissettirene canandır.
Kadınlığını hissettiği kadar kadındır.