Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Güneş'den
Güneş Batum EsenGüneş Batum Esen

Damlalar sessiz akıyor...

16 Mayıs 2014, Cuma - 01:01
Küçük bir kız çocuğu idim bu utanma ile ilk tanıştığımda.
Dört ya da beş yaşlarındaydım, yemeğimi yememiş, içmem gereken sütü balkondan aşağıya dökmüştüm.   Bana göre çok da kötü değildi bu yaptığım. Sahi ne vardı ki?  ” Pisi Pisi” diye seslendiğim ortalıkta dolanan kediler yalardı nasılsa.
Bu masum yaramazlığım uzun sürmemiş, arkamı döndüğümde elinde bir bardak süt ile bekliyor bulmuştum anneciğimi.  İçmeyeceğim diye ağlamam, mızırdanmam da mümkün değildi. Üstelik o gün sadece sütü içmekle kalmamış bir de nasihat dinlemiştim.
Yalan söylemenin, israfın yanlış olduğunu büyük bir ciddiyetle anlatmışlar, anlamıştım ayıp ettiğimi.
Hafızamdan ilk dökülen utanma anısı buydu.
Sonra biraz daha büyüyünce “ düzgün otur”, öp amcanın elini” uyarılarıyla oldu mahcubiyet.
Sonra kopya çekip de hocaya yakalanmaktı utanmanın bir başka örneği. Elbette her öğrencinin hayatında olabilirdi ama sevdiğiniz bir hocanın dersinde, size güvenilirken siz kopya çekiyorsanız eğer, sahiden ayıp olur ve siz mahcup olurdunuz.
Herkesin vardır hayatında. Az ya da çok. 
Öyle ya da böyle hak edilmeyenin kolayca elde edildiği,  içine biraz kandırma girdiğinde ya da ne bileyim namus dendiğinde…
Belki de pişmanlık duyulduğunda en çok da.
Utanma deyince örnekleri arttırmak mümkün.
Ama bugün yaşadığım başka, bambaşka. 
Birilerinin kazanması ve daha fazla tüketmesi için can verirken bazıları… Ya diğerleri… 
Peki ya bu canlar üzerinden fırsat kollayanlar? Nasıl bakarlar aynada kendilerine?
Utanıyorlar mıdır? 
Anneleri kızmamış mıdır onlara?
Gece haberleri almamış, sabah öylesine göz atarken haberlere,  şok olmuş ve çok üzülmüştüm.
Hissettiğim utanma duygusu değil, daha ziyade bir çaresizlik haliydi.
Sessiz gözyaşlarımı içime atarken manasızlaşıyordu aslında her şey.
Ama ilerledi saatler…
O cehennem azabından zar-zor kurtulan yaralı kazazedenin başkalarını da düşünen o asil ruhu koca bir tokat oldu yüzlerimize.
“çizmelerimi çıkarayım mı sedye kirlenmesin”  diyordu o cehennemden çıkış anında.
Bu nasıl bir güç böyle?  Biz diğerlerimizde olmayan!
Bu nasıl bir yürek ki cehennemden zar-zor kurtulmuş haliyle başkalarını düşünebiliyor ve bizleri ezip geçiyor?
Ölmekten korkmayan bu asaletli büyük yüreklerinizden utandım ben.
UTANDIM…
UTANDIM ACIMASIZ, SORUMSUZ HAİNLERİN GADDARLIĞINA ÇARESİZ KALIŞIMDAN…
UTANDIM BU ADALETSİZLİKTEN…
Süzülürken gözümden yaşlar, dua okuyordum usulca.
Sırtım açıktı sanki.
Ürperdim.
Bana bakıyordu o kapkara yüzün arkasındaki bir çift göz.
İlahi adaletin olduğuna inanan yüreğim çığlıklar atıyor sessizce. İşe yaramayan gözyaşlarımla el ele.
Sen bir kez daha gösterdiğinde Anadolu’nun o asil yüreğini,  çok utandım bugün senden.
Özür diliyorum sizlerden madenci kardeş…