Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Güneş'den
Güneş Batum EsenGüneş Batum Esen

Dalıp, dalıp, dalıp, gitmek...

21 Kasım 2012, Çarşamba - 01:48
Güzel şeydir dalmak bir rüyaya. Elbet sonu dönüşmeyecekse kabusa.
Mesela bende olanı çoğu kez yolculuk halidir , dalarım derin hayallere.
Uzunsa yolum değmeyin keyfime. O hayal senin, bu hayal benim.Hiç acelem de olmaz hem.
Düşünür, dolanır, bazen kendime gülecek kadar ileri de giderim daldıysam eğer.
Dünyayı yeniden yaratırım kimi kez,  kimi kez gelecek sezonun en iyi gardrobunu kurarım. Kiminde büyümemiş çocukluğumda kalakalırım.
Bir de denize dalmak vardır...
Kimi, kıyıdan usulca girer , yavaş yavaş ıslanmayı tercih ettiğinden... Üzerine bastığı taşların, kumu hissede hissede yürürken belki de denizi  rahatsız etmeye korkar içinden.
Hafifi hışırtıları ile o açık –uçuk mavi su sizin adımlarınızla biraz daha yükselirken yukarılara, siz daldıkça dalmış olursunuz.
Kimi de koşar atlar belirli bir yükseklikten . Denize kavuşma heyecanıdır kendiliğinden.
Kalabalığa dalmak deriz bazen de.
Sahi kayboluşa hasretlik mi çekeriz  hani zaten hiç yoktuk dercesine .
Yoksa tüketilmeyi bekleyen yalnızlığımıza bir çare midir bilinmez.
Farklı anlamları vardır dalmanın. Yer ve eyleme göre değişse de “ bir kendinde olmayanın” seçilmesidir aslı astarı ve işte tam da bu nedenle güzel gelir akla dalma denince.
Bir de takılırız birbirimize....
”amma daldın”...
“dalma çok derinlere”...
*
Tüm bunlardan farklıydı adamın dediği. Koca  salon .Siz deyin 150 ben diyeyim 200 kişi dinliyor.
Görüntüde centilmen. Sözde bilirkişi.
Dökülüverdi dilinden “eğer dediğim olmaz ise dalarım valla”...
Sokakta bağırıyordu bir diğer erkek,
“Beni getirtme oraya karışmam bak dalarım “
Bir anda değişivermişti o güzelim eylemlerin kısa özeti dalma. Erkeklik taslamanın, ille de güçlü olmanın sözel kanıtına dönüşmesi ile.
Kimbilir kaç zamandır dalamamıştı denize, hayale ? hani neden olmasın? Belki de bilmeden zikrediyordu ruhunun derinliklerinde yatan hayalini...Yoksa bir insan nasıl olur da dalardı bir diğerine? ...Hem niye?...
Bir acelecilikle , elde edilen “bir sözde güç” ile dalmak bir diğerine her hakkı kendinde bulma yüzsüzlüğüydü aslında.
Belki de  saklamaktı bir korkaklığı ardına saklandığı “bir sözde güç” ile...
*
Zaten arkada oturuyordu. Uzaktı ama  adam konuştukça daha da uzaklaşıyordu. Kükredikçe simsiyah gaddarlığa gömülen bu adam eskisiden daha da kısa görünüyordu şimdi gözüne.
Sanki bir karanlık  çökmüştü tüm salona. 200 ‘e yakın insan sessizleşirken iyiden iyiye.
Parmak ucunda önce geriye doğru adım attı. Sonra hızla büyük adımlar.Usulca çıktı konferans salonundan. keyfi kaçmıştı. ..
Sessizce  döndü delikanlı...
”Buyur gel abi “diyememiş,  dalmasından korktuğu o top sakal yarım kollu gömlekli adamı  ardında bırakma  hazzı ile sessizce yürümüştü köşedeki kuyumcunun duvarına doğru.
Bir önceki ışıkta hamle yaptığında metalik gri passat’ı kullanan süslü orta yaşlı kadın “silme al sana 2 Lira “demişti ...
Aç kalmıyordu bu köşede. 
Aslında çok da dert etmemişti.
Ama sezinlediği  adını koyamadığı şey  neydi acaba ? “camlarını silecek başka adam bulamadın “diye kendi kendine hayıflanırken.
Belki daha güçlü ve varlıklı görünen adamın yokluk  ve yoksunluğunun kendindekinden çok daha fazla olmasıydı...
Yanık teni ile baktı tekrar ardından.  Yaktığı sigarasından dumanı ardında kalan top sakallı adam hafif parmak ucunda zıplayarak koşuyordu sokakta...
Bir şeyleri yakalamak istercesine gidiyordu seke seke.
Dalma merakı bunun tezahürü müydü acaba?
Neyse ne idi.
Birazdan kırmızı ışık yanacaktı. Ama polis gelmişti. Başka bir sokağı aramak üzere yola koyulması gerektiğini fark edip yüklendi kovasını, sileceğini.
Güneşte kalmaktan kavrulmuş renginin içinde parlayan ela yeşil gözleriyle laf attı geçen güzel kadına.
“dalayım abla sana .Allah yaratmış seni ne güzel”
Gülümsedi kadın. Mendilin var mı?...