Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Şimdi
Kağan BayraktaroğluKağan Bayraktaroğlu

Daha ötesi...

13 Aralık 2012, Perşembe - 20:20
 2006 yılında gösterime giren “Prestige” isimli film mistik konusu ve de kurgusuyla birçok insanın ilgisini çekmişti. Ancak filmin ilgi çeken konusunun yanında aslında en dikkat çekici yanı filmin başlangıcındaki şu sözlerdi:  “Sihirbaz olağan bir nesneyi alır ve onu olağanüstü bir şeye dönüştürür. Hilenin sırrını arıyorsunuz, ama bulamazsınız. Çünkü dikkatli bakmıyorsunuz. Siz sırrı bilmek değil, kandırılmak istiyorsunuz.”
Yaşamak bazen hepimiz için sıradanlaşıp bir görev haline gelebiliyor. Sanki Dünya’da geçirdiğimiz zaman para kazanmak, aile kurmak, sağlığını korumak, gibi çeşitli görevleri yerine getirdiğimiz monoton bir deneyim olarak algılanabiliyor. Bütün bu görevler yaşamı sıradanlaştırmaya başladıkça insan var olma amacını sorgulamaya başlıyor. Bu yüzden daha önce görmediğimiz şeyleri görebilmek, hissedemediğimiz duyguları hissetmek ve farklı deneyimler yaşamak istiyoruz. Aslında kandırılmak istiyoruz, şaşırmak istiyoruz. Algımızın dışındaki her şey ilgimizi daha çok çekiyor. Hayatınıza bakın, sizce gerçekten bütün yaşam sadece algıladığımız, gördüğümüz kadarıyla mı sınırlı?
Neden falcılardan geleceğimizi öğrenmeye, rüya tabirlerine, astrolojiye, altıncı hisse, doğaüstü olaylara karşı bu kadar ilgimiz var. Neden sonsuz evren de yalnız olup olmadığımız sürekli merak ettiğimiz bir konu?
  Aslında sınırlı algımızın ötesinde birçok şeyin var olma olasılığı vardır ve bu her geçen gün ortaya çıkmaktadır. Örneğin geçmişte uzun bir süre Dünya’nın düz olduğuna dair bir inanç vardı. Ve bu inanca bağlı olarak denizlerdeki gemilerin kaptanları Dünya’nın kenarına gelirlerse uçurumdan düşeceklerini zannediyorlardı. Ancak daha sonra ortaya çıkan gerçekler bütün insanların bu konudaki algısını değiştirdi. Diğer bir örnek olarak internet teknolojisini verebiliriz. İnternet sayesinde artık Dünya’nın en uzak iki noktası arasında anında görüntülü bağlantı kurulabiliyor. Geçmişte bu düşünülmesi bile mümkün olmayan bir şeydi. Ya da şu anki teknoloji sayesinde bilim adamları bizden binlerce kilometre uzaklıktaki bir gezegene bir uzay aracı yollayabiliyor ve oradan bilgi ve görüntü alabiliyorlar. Bırakın uzaya roket fırlatmayı geçmişte uçakla uçma fikri bile boş bir hayal olarak görülmüştü.
Bütün bunlar mümkün olduysa, şu an beş duyu ile algılayamadığımız birçok şeyi normal olarak görmeye başlamamız bir gün mümkün olabilir mi? Ya da zaten mümkün olan bu gerçekler yavaş yavaş hayatlarımıza girmeye başlayabilir mi? Acaba bir gün insanlar hiçbir teknolojiye ihtiyaç duymadan telepati ile haberleşebilir mi? Ya da öbür âlemle direk iletişime geçebilir mi? Ya da uzun seyahatler ışınlanma sayesinde ortadan kalkabilir mi?
Yazının girişinde yazdığım gibi bazılarımız kandırılmak istiyoruz, çünkü sonsuz ruhumuz bütün bu yaşamın ötesini biliyor. Bazılarımız belli bir dünya zamanıyla sınırlı ölümlü bedenler olmadığımızı biliyoruz. Bunu günlük yaşamda unutuyoruz çünkü buraya ayak uydurmak zorundayız. Ama dünya sahnesinde bir rol olmadığımızı, o rolün sadece geçici bir deneyim olduğunu hissediyoruz. İşte bütün bu içgüdüsel merak buradan geliyor. Gece yıldızlara bakıyoruz, o sonsuzlukta bazen kaybolup gidiyoruz, sonsuz ruhumuz aslında daha ötesi olduğunu biliyor. Öbür âleme yolcu ettiğimiz yakınlarımızın hala bizimle olduğunu ve bizleri görebildiklerini hissedebiliyoruz.
Yaşayıp da kanıtlayamadığımız birçok şey varken aslında bir kanıta ihtiyacımız var mı? Şüpheci insanlar sürekli olarak “Boş verin bunların hepsi palavra, yok böyle şeyler” diye konuşurlar. “Ve bütün bunların varlığını kanıtlayabilir misiniz ?” derler. 
Ama buna cevap olarak şunu söyleyebiliriz:
Peki, bütün bunların var olmadığına dair bir kanıt var mı?