Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Meyhaneden
İlia Shestakofİlia Shestakof

Cihangir Ege Bahçesi, Ayazpaşa Cennet Bahçesi

04 Haziran 2011, Cumartesi - 13:47
Bu sene bahar bile bir türlü gelemedi……
Ben İstanbul’ da iken <<<- 15 Mayıs’ ta ayrıldım>, 3 gün bahar yaptı yapmadı…..
Gerçek şu ki mevsimleri bile bir ağız tadı ile yaşayamıyoruz artık……..
Peki eskiden neler mi? yaşıyorduk, dilim döndüğünce anlatayım gerisini de sizler tamamlarsınız artık. Bir defa, nisan onundan itibaren artık öğleden sonra güneşi hafiften kemiklerinizi ısıtmaya başlamıştır <<<- her ne kadar mayıs onbeşine kadar sobalar kaldırılmasa da, sobayı yakma süresi azalır, hatta bazı günlerde akşamleyin sadece bir iki odunla bir defaya mahsus yakılırdı>, derken 23 Nisan bayramı ve onu izleyen 1 Mayıs Bahar Bayramı <<<-ilk başlarda işçi bayramı yoktu, yoksa vardı da ben bilmiyor olabilirim > bu bayramlar çocuklar ve gençler için piknik ve başta futbol olmak üzere oyun seyran demekti, neden ise benim aklımda bazı senelerde 23 Nisan’ da denize girildiği bile kalmış,  “ En erken sen ne zaman girdin?” derseniz “19 Mayıs”, adada, tabi yine futbol ve hafiften titreyerekte olsa <<<-ne akla hizmet ise öğle üzeri sıcağında bir güzel piştikten sonra>  denize girdiğimizi hatırlıyorum….. Bir de okul önünde beliren seyyar satıcıların tezgâhlarındaki çağla, erik, salatalık, baharın müjdecileri idi; bazen hala sokak aralarında  “ Badem bunlar badem” diye bağıran salatalık satıcılarına rastlıyorum, hani soyulduğunda ve arada bir serpiştirilen su sayesinde etrafa yaydığı kokusu bile bir başkadır…….

Bahar ile birlikte benim bildiğim o zamanın bahçelerinde <<<-Ege, Cennet,…..>, masalar iskemleler dışarıya atılmaya başlanırdı.. Bu bahçeler zamanın orta halli ailelerinin nefes alma yeri idi…..Gelelim dillere destan Ege Bahçesine; ne ilginçtir ki İstanbul’ a mal olmuş bu mekân hakkında internet ortamında ne bir bilgi, ne bir fotoğraf yok…… Benim hatırladığım; tahtadan salaş bir giriş ve hemen burnunuza meyhane kokusu gelirdi <<<-nedir meyhane kokusu deseniz, tarif etmekle olmaz ki anason ağırlıklı bu kokuyu solumak lâzımdı, hali hazırda semt aralarında otuz kırk senelik eski mekânların önünden geçtiğinizde hissedersiniz bu kokuyu>,  bir iki adım sonrasında soldan devam ederseniz balkon, salon ve mutfakın bulunduğu kısım, sağda ise üç dört metrelik bir rampa ile bahçeye inilirdi. Tüm bu balkona gidiş, balkon, bahçeye iniş asma yaprakları ile kaplıydı <<<-meyhane kokusunun bileşimlerinden biri de güneş görmemenin oluşturduğu rutubet olsa gerek>. Aşağı indiğinizde, bahçenin bele kadar olan demir korkulukla ikiye bölündüğünü görürdünüz; sol kısım aile çay bahçesi, sağ tarafa ise alkol bahçesi. Bu arada, ağır misafirler ve isteyen aileler alkollerini yukarıdaki balkon tarafında alırlardı. Gelelim bahçenin en önemli özelliğine, Eminönü, Sirkeci, Sarayburnu, Salacak, Haydarpaşa, Kadıköy, Adalar anlıyacağınız manzara leb-i derya…….  Bendeniz Ege Bahçe’ sini her iki tarafından da yeterince nasiplendim de, şimdi düşünüyorum kapalı bölümü olmasına karşı kışın oraya gitmezdik, acep kışın kapalımıydı yoksa meyhaneye gitmek rutin bir olay, nasıl olsa bir çok meyhane var gibisine gidilmezdi mi? <<<- o zamanlarda da meyhaneye gitmek bir özellik taşımıyor, günlük yaşanan hayatın bir parçası, tabi bu arada bendeniz o günlerde “Çocuklar bugün de meyhaneye gidiyoruz.” u da hiç duymadım>. Alkol bahçesinden aklıma kalanlar; kirli beyaz muşamba kaplı masada, Tekel birası eşliğinde, muska böreği ve göz yaşartan hardallı patates tava. Son olarak diyeceğim o ki bir tarafta aile çay bahçesi bir tarafta alkol bahçesi herkes hayatından memnun o bahar havasını, o güzelim manzarayı ama çay kahve, meşrubat ama alkol eşliğinde yaşadığıdır. Sonrasında işletenler ne oldu da bıraktılar hatırlamıyorum, 90 lı senelerde Susam Bar olarakta parlak bir dönem geçirmesine rağmen on seneyi aşkındır hiç bir faaliyet yok emektar Ege Bahçe’ sinin olduğu yerde……..

İkinci olarak Ayazpaşa’ da ki Cennet Bahçesi, Alman Konsoloslu’ ğundan girin birinci sol, sonra sağ yine sola girildiğinde en sonda bulunan bahçe……Neyse ki Cennet Bahçesi hakkında internette bir takım bilgiler bulmak mümkün :
-“……nasıl tabir etmeli bilmiyorum ama, tıpkı eski filmlerde gördüklerimize benzer kır kahvesini andıran bir yerdi. aralıklı yeleştirilmiş masaları, şehrin gürültüsünden uzak, sakin ortamı ama en önemlisi oturduğunuz yere bağlı olarak değişse de, boğaz köprüsü'nden salacak'a kadar boğaz'ı olanca güzelliği ile bir ziyafet gibi insana sunan manzarasıydı….” ¹
-“…..Boğaz manzaralı bir çay bahçesiydi "Cennet Bahçesi". Sonbaharda, ağaçların sararmış yaprakları süslerdi masalarını, sandalyelerini. Tuhaf, düşsel bir atmosferi vardı bu çay bahçesinin. Orada çayınızı yudumlayarak kitap okumak, okuduğunuz kitabı kitap olmaktan çıkarır, bir şölene dönüştürürdü adeta. Şehrin gürültüsünden ve kalabalığından gizlenmiş bahçe, sevgililer ya da yalnız ve yorgun ruhlar için bir sığınak işlevi görürdü. ..”²
Ekşi sözlük’ te de bir takım bilgilere rastlıyabiliyorsiniz; aşağı yukarı aynı tarifi elde etmek mümkün, şehrin içinde, çok güzel manzaralı, insanların huzur bulduğu bir yer, her ne kadar işletmesinden şikayet edilse de <<<-bazen bahçelerde bu tür vurdum duymaz personele rastalanılırdı> oraya gitmemek için sebep değildi. Benim Cennet Bahçe’ si ne 93-95 gibi bir iki defa gitme şansım oldu. Hayal meyal hatırladığım, ağaçlar ile örtülü bir bahçede <<<- neden ise bu bahçelerin özelliklerinden biri de yoğun ve nedenini bilmediğim yamuk yumuk bir ağaç dokusuna sahip olmalarıdır ki, çaprazlama büyüyen bu ağaçlar nerde ise bütün bahçeyi kaplarlar ve bahçenin çok az bir bölümü güneş görür> yine karşılaştığımız meyhane kokusu, yaz olmasına karşın serin bir ortam ve uzun bir muhabetti…….. Şimdilerde TSKB’ nin dinlenme tesisleri olduğunu yine internetten öğrendim…..
 
Diyeceksiniz ki herşey güzel de rakı yok ?
Rakı olmaz olur mu?
Bir defa meyhane kokusunun ana bileşimi, rakının anason kokusu………
Sonra rakı ;
Dilim salatalıklar <<<-turfanda domates daha çıkmamış> ile süslü beyaz peynirin yanında…
Fasulye pilâkisinin yanında……
Bol dereotlu, sirkeli, çirozun yanında……..
Limon suyu gezdirilmiş söğüş marulun yanında…..
Yine dilim salatalık eşliğinde sunulan, hafiften lop yumurtadan mamul salatanın yanında….
Bahar cacığının <<<-nedir diyeceksiniz bahar cacığı? cacık konusu önemli bir konu öyle üstün körü geçiştirmek olmaz, haftaya ayrıca ele alacağız> yanında………
Patates tava eşliğinde, iki kalem pirzola, bir porsiyon iri şişin veya köftenin yanında…….
Fazla yediğinizde dişlerinizin kamaştığı kütür kütür olan erikin yanında……
Hatta çoğunlukla kasanın orda olan o eski radyolardan çalınan bir “Şimdi uzaklardasın. Gönül hicranla doldu. Hic ayrılamam derken. Kavuşmak hayal oldu” nun yanında ............
Kısacası gönlünüzden ne geçiyor ise onun yanında……..
 
Yine geldik yazımızın sonuna, herkese iyi hafta sonları derken, bir gün tekrar bahçelerimize kavuşma temennilerimizin yanında soframızdan rakılar, mezeler, muhabetler eksilmesin efendim……..

¹ www.kolikler.com, cennet bahçesi
² Bülent Usta, Mutluluk ve Ahenk, www.birgun.net