Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Yakamoz
Cem Yalçın BayerCem Yalçın Bayer

Cam kırılırsa...

01 Eylül 2011, Perşembe - 11:35
Geçenlerde çok sevdiğim bir dostum, mail yolu ile bir yazı iletti bana. Çok enteresan bir yazıydı. Belki  çoğunuza da ulaşmış olabilir. Malum internette  bir yazı çok hızlı yayılıyor.

Yazının ana konusu New York valisine sorulan bir soru ile karşımıza çıkıyor. Soru şu ; “Olumsuzluklarda mücadeleyi nasıl başardınız?” (sorunun orjinalini görmedim ama bazen çeviriden kaynaklı anlam düşmeleri yaşanıyor. Yazının devamını okuyunca soruda olumsuzluk olarak nitelendirilen şeyin suç ve suçlular olduğu yönünde daha güçlü bir hissiyata kapıldım).

Valinin soruya verdiği yanıtı aynen aktarıyorum;

Metruk bir bina düşünün. Binanın camlarından biri bile kırık olsa, o camı hemen tamir ettirmezseniz, çok kısa sürede, oradan geçen herkes bir taş atıp, binanın tüm camlarını kırar.

Ben ilk cam kırıldığında hemen tamir ettirdim. Bir elektrik direğinin dibine ya da bir binanın köşesine, biri, bir torba çöp bıraksın. O çöpü hemen oradan kaldırmazsanız, her geçen, çöpünü oraya bırakır ve çok kısa bir sürede dağlar gibi çöp birikir. Ben ilk konan çöp torbasını kaldırttım. Bir sokağın suç bölgesine dönüşme süreci önce tek bir pencere camının kırılmasıyla başlıyor. Çevreden tepki gelmez ve cam hemen tamir edilmezse, oradan geçenler o bölgede düzeni sağlayan bir otorite olmadığını düşünüyor, diğer camları da kırıyor. Ardından daha büyük suçlar geliyor; bir süre sonra o sokak, polisin giremediği bir mahalleye dönüşüyor. ”

Bunun üzerine Newyork polisi tam anlamı ile suç avına çıkıyor ve küçük büyük demeden işlenen her suça anında tepki veriyor ve işlem yapıyor. Öreneğin apartman girişini tuvalet olarak kullanan birine de hemen müdahale ediyor kırmızı ışıkta geçene veya yere çöp atana da.

Yazının devamını okuduğunuzda aslında bunun New york valisinin işbilirliği, davranış bilimleri konusunda uzman olması vb  konularla çok alakası olmadığını görüyorsunuz. Bu yaklaşım aslında  Kırık Cam Teorisi adı verilmiş olan 1969 yılında ABD’li bir suç psikoloğu olan Philip Zimbardo’nun bir deneyine dayanıyor.

Zimbardo, suç oranının yüksek olduğu, yoksul Bronx ve daha yüksek yaşam standardına sahip Palo Alto bölgelerine birer 1959 model Oldsmobile bırakmış.

Araçların plakası yokmuş ve kaputları aralıkmış. Zimbardo ve ekibi olup bitenleri gizli kamerayla izlemişler ve Bronx’taki otomobil üç gün içinde baştan aşağıya yağmalanmış. Acaba diğerine ne olmuş? Diğerine bir hafta boyunca kimse dokunmamış. Ta ki  biri ilk taşı atana kadar……

Zimbardo ile iki öğrencisi ‘sağ kalan’ otomobilin yanına gidip çekiçle kelebek camını kırmış ve  hemen ilk darbenin ardından çevredeki insanlar (zengin beyazlar) da olaya dahil olmuşlar.

Birkaç dakika sonra o otomobil de kullanılmaz hale gelmişti.

“Demek ki” diyor Zimbardo, “ilk camın kırılmasına ya da çevreyi kirleten ilk duvar yazısına izin vermemek gerek. Aksi halde kötü gidişatı engelleyemeyiz.

Yazıyı ilk okuduğumda hemen aklıma bizim benliğimizde ilk camı kıranlar geldi. İlk camı kırıp kayıtsızca oradan uzaklaşanlar ve sessizce arkalarında bakan bizler geldi gözümün önüne. Sessizce arkalarından bakarak işledikleri ilk suça hiç bir şey demeyen bizler, bir arabanın yağmalanması gibi benliğimizin yağmalanmasının başlangıcı olan o ilk taşı önemsemedik ve o taşı atanlara dur demediysek eğer, bugün talan edilmiş bir benlik ile hayatımızı sürdürüyor olabiliriz.

Etrafımızdakiler farkederek ya da farketmeden kırıyorlar ilk camımızı ve bizden bir tepki gelmeyince devam ediyorlar ve işin en kötüsü bir süre sonra onlar da kanıksıyor bizler de. Sonuç; darmadağın olmuş yağmalanmış mutsuz hayatlar.

Yine de umutsuzluğa kapılmamak gerekli. Her zaman için umarsızca yağmalamaya devam edenlere “dur” diyebilmek yine bizim elimizde.

Gandhi’nin bir sözü geldi aklıma “Hiç kimse biz kendi ellerimizle vermedikten sonra özsaygımızı alamaz”.

Sevgi ve saygılarımla,