Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Konuk Odası
Sosi CindoyanSosi Cindoyan

Cam değil, can kırıkları...

14 Temmuz 2013, Pazar - 00:20
Bir taş sıçradı cama, cam kırıldı. Aslında kırılmadı, tuzla buz oldu. Hayrettir ama evin her köşesine cam parçaları saçıldı. Her bir minik cam parçası pırıl pırıl parlıyordu. Minik yıldızlar sağa sola dağıldılar. Cam parçacıkları artık şeffaf değildi, kırıldıkça renklendiler. Yeşilin en can alıcı rengi yer karolarını muhteşem bir tuale dönüştürdü. Cam göbeği…Ne güzel bir renk. Çok sade, çok ferah, insana huzur veriyor. Huzur sadece benim gözlerimdeydi çünkü yere küme küme yığılan cam parçacıkları can çekişiyorlardı. Bunu anlamakta zorlanmadım. Cam parçacıklarından hışır hışır bir ses çıkıyordu, arada bir çatlamalar oldu. Minik cam parçaları kaçmak istercesine zıplamaya başladılar ve o ses, o inleyen, o sızlayan ses gittikçe azalıyordu. Elimle şöyle bir dokunmak, şöyle bir karıştırmak istedim. Dokunur dokunmaz sızlandılar. Bu incecikten sızlanma yüreğimi acıttı. Cam ölüyordu ve ben bu duruma müdahale edemedim. Gittikçe sesler azaldı ve geriye tatlı bir renk kaldı.

Taşın kuvvet gösterisi bitmişti. Vurdu, patlattı, kırdı, yere döktü, acıttı, inletti, öldürdü ama başı göğe ermedi. Kendi de yere düştü, hem de tek başına yerden kalkamayacak şekilde. Bundan sonra ne olur? Tekmelenir mi? Ufalanır mı? Yosun mu tutar? Kir mi kaplar? Yine kırıp döker mi? Yoksa bir sanatçının eline geçer de üstüne resim mi çizerler, taştan tablo mu yaparlar? Bizim taş da böylece yaşayan ölü mü olur, değer mi kazanır veya taşı birisine fırlatıp kafa mı yararlar? Bilemem ama taş da cani damgası yer, üstündeki kan lekesi de temizlenmez.

Her cam aynı şekilde mi patlar, aynı şekilde mi kırılır, yoksa belli belirsiz bir çatlak mı verir? Bana dokunmayın, bırakın bu halimle kalayım mı der? Kırılırsam, beni kaybedersiniz mi der? Yeter artık yeter, sabrım kalmadı deyip, hiç beklenmedik bir anda mı patlar? Patladığına pişman mıdır acaba yoksa tek şansı bu mudur?

Her camın cinsi başka, nasıl kullanıldığı da meçhuldür. Bazen darbe alır ve iri parçalara bölünür. O camın artık itibarı kalmaz, o artık bir görüntü kirliliğidir. Ne kendisine ne de başkasına hayrı olur. Ya tuzla buz olanı? Parçacıklar sağa sola sıçrar, dağıldıkça dağılır, nasıl kırıldığını nasıl bittiğini herkese anlatmak ister. Bazen da kümelenir, kırık parçalarını etrafına toplar, içine kapanır. Ezilir, ezilir, ezildikçe yeşiline gömülür.

Minik cam parçacıkları canlı olduklarını ispatlarcasına can çekişirken, neler hissettiklerini, neleri andıklarını ve son dileklerini bilemiyoruz.

Cam kırılınca yapışmaz.
O taş da iflah olmaz.