Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Meyhaneden
İlia Shestakofİlia Shestakof

Cahit Sıtkı Tarancı’ dan Barba Mavromatis Efendi

08 Mart 2011, Salı - 10:37

Eleştirebilirsiniz, ayıplayabilirsiniz ama ben Haydi Abbas, Yaş Otuzbeş Yolun Yarısı şiirlerini Cahit Sıtkı Tarancı’ nın yazdığını öğreneli birkaç sene oldu < bir yarışmada alternatifleri eleyerek doğru cevabı bulmaktan bahsetmiyorum >. Şimdi artık şairin           “ Haydi Abbas” şiirini , II. Dünya Savaşı’ nın başlaması ile Siyasal Bilgiler okumaya gittiği Paris’ ten dönmesi sonrası yedek subay olarak gittiği Edremit’ teki emireri Abbas’ a hitaben yazdığını, 1946’ da ise CHP şiir yarışmasını kazanarak ünlendiği “Otuz Beş Yaş” şiirinde ise onüçüncü yüzyılda yaşayan İtalyan şair Dante’ ye atıfta bulunduğunu öğrenmiş durumdayım. 

Ben bugün burda sizler ile Cahit Sıtkı Tarancı’ nın  Cumhuriyet Gazetesi’ nde  - tarihi hakkında bazı şüphelerim var ondan yazmıyorum - yayınlanan Mavromatis Efendi yazısını paylaşmak istiyorum.  

“… Kadehimi doldurdum ve başladım içmeye. Taramasına diyecek yoktu. Turşusu harikulâde  idi. Beyaz peynirin tek noksanı kavunsuz olmasıydı. Fasulye piyazına bayıldım. Oh! Bir de sigara yakayım dedim. Tezgâhın önünde kendisi gibi ufak tabaklara mezeler yerleştirmekle meşgul olan Mavromatis Efendi, arkası bana dönük olduğu halde, sigara yakacağımı nasıl anladı da derhal bana doğru seğirtti. Acaba bir yudum rakıdan ve birkaç çatal mezeden ne kadar müddet sonra sigara içildiğini tahmin mi etmişti? Mümkündü. İşinin cidden ehli olan Mavromatis Efendi, gayet hürmetkârane sigaramı yaktı; Tabakamı önüne uzatınca:

“Mersi pasam!” diyerek aldığı sigarayı sol kulağının arkasına yerleştirdi. O sırada kapı açılıyor, dört kişi içeri giriyordu. Mavromatis Efendi, gayet hürmetkârane onlara da aynı tarzda muamele etmekte kusur etmedi.

Dışarıda hava iyiden iyiye kararmıştı. Camın önünden iki genç kız geçse hangisinin daha güzel olduğunu seçmek mümkün olmayacaktı. Küçük meyhanemiz ise gittikçe canlanıyor, neşeleniyordu. Yakınımda oturan siyah gözlüklü zat bir sigara ikram etti, sonra kırk yıllık ahbap gibi, masadan masaya da olsa, yarenlik etmekten kendini alamadı:

“Meyhaneye uğramadan eve gidemiyorum beyefendiciğim! Akşamın bu saatleri meyhaneden gayri hiçbir yerde geçmiyor”. Gülümseyerek tasdik etmek mecburiyetinde kaldım. İşte geliyor. Kim mi? Mavromatis Efendi. Elinde sucuklu yumurta ile sıcak börek var. Tabakları masaya korken gülümsüyor. Ben de gülümsüyorum:

“Eyvallah Mavromatis Efendi”.

Bu ne âlicenap meyhane böyle! Bu kadar meze ile insan pekâla karnını doyurabilir. Tevekkelli değil, akşamcılar akşam yemeği yemezlermiş.

Gene kapı açıldı. Ve arkasında: “Midye dolması var!” diye bir ses. Hani midye dolması da rakı ile kıyak gider. Hem de ucuz. Tanesi üç bucuk kuruş. Aldık. Rakının lezzeti mezelerin lezzetiyle mütenasiptir derler. Hakikaten öyleymiş. Ne iyi etmişim bu meyhaneye geldiğime. Canım Mavromatis Efendi! Saadetimizi ona borçluyuz. Sanki meyhane bir gemidir, bizler de yolcuları. Bizi ne güzel denizlerde gezdiriyor! Biz böyle keyfimize bakarken, o, tezgâhın önünde yüzü bize dönük ve ellerini karnının üstünde kavuşturmuş olarak duruyor, ne isteyeceğimizi gözlerimizden, sandalyalarımızda kıpırdanışımızdan, çatalımızı meze tabaklarında gezdirirken yüzümüzün aldığı ifadeden anlıyor, ben söylemeden, gelip boş börek tabağını alıyor, gözlüklü komşum bir tane daha demeden gidip boş kadehini kaldırıyor, dört kişilik sofradan şunu isteriz, bunu isteriz diye bir ses yükselmeden yetişip boş su bardaklarını topluyor ve sonra hiçbirimizi bekletmeden, aynı dikkat ve hürmetle, bana başka bir meze getiriyor, komşumun kadehini dolu olarak iade ediyor, kalabalık masaya bir sürahi suyu bırakıyordu. Meyhanenin iyi iş yaptığı Mavromatis Efendi’nin yüzündeki memnuniyetten belli oluyordu.”¹

Rivayet o ki; “ Bu yazısından dolayı Hüseyin Rahmi Gürpınar, yaşlı başlı eski meyhaneleri ve o meyhanelerde çalışan hünerli garsonları inceden inceye gözden geçirmiş usta bir kalem olarak nitelendirdiği şair ile tanışmak için Cumhuriyet Gazetesi Doğan Nadi’ ye bir mektup yazmış. Toplantı şairin Paris’ te olduğu zamanlarda gerçekleşmiş, yazar şairin yaşını öğrenince çok şaşırmış, dönünce tanıştırma sözü verilmiş ama Hüseyin Rahmi Gürpınar’ ın ömrü vefa etmemiş.”²

İstanbul’ dan meyhaneler, soframızdan rakılar, mezeler, muhabetler eksilmesin efendim……..

(1) Vefa ZAT, Eski İstanbul Meyhaneleri, İletişim Yayınları, 2002
(2) Baki Süha EDİBOĞLU, Bizim Kuşak ve Ötekiler, Varlık Yayınevi, 1968