Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Çemberin dışı
Cenk UrasCenk Uras

Boş demek yeter mi?

03 Aralık 2012, Pazartesi - 15:19
Boş arsaya atılmış boş varilleri kim gelişigüzel bırakmış olabilirdi? 
Varillerin boş olması ile arsanın boş olması arasında bir bağ kurmak mümkün müydü? 
Yanıtlarını aradığı sorular bunlar mıydı yaşama dair?  
Acaba tüm bunlar birleştirilmesi gereken parçalar mıydı?
Hem diğer türlüsü çok kolay olmaz mıydı?
Neden bu kadar çok soru soruyordu?
Neden bu kadar çok soru sorduğunu sorarken bile soru soruyordu..
Kuş sesi çıkartan kapı zilinin çalması ile  içine düştüğü üreme imkanı olmayan döngüye bulanmış soruları son buldu.
Ama kaygıları ve yalnızlığı hala içindeydi. 
Yalnızlığını seviyor, kaygılarını sevmiyordu.
Gelen kişinin,  gereksiz bir iyilik yapmaya çalışarak, yalnızlığına son vermeye  yeltenen bir tere satıcısı olmamasını diledi. 
Kapıya doğru ürkek adımlarla yürürken, kaygılarını ve yalnızlığını da aldı yanına.
Kapıyı açtığında karşısında, elinde bir tabak aşure ile kendisine gülümseyen bir kadın buldu.  Aşureyi uzattı kadın..  Gülümsedi kadına ve sevinmiş gibi teşekkür etti.  Sevindiği ise gelen aşure değil,  kadının yalnızlığına son vermeye çalışacak, çok bilmiş bir tere satıcısı olmamasıydı..
Aşurenin cam tabakta değil de, yedikten sonra herhangi bir çöpe fırlatıp atılacak  tabakta gelmesine de ayrıca sevindi.
Yine de bir iyilik yapmalıydı kadına ve o da bir şeyler vermeliydi.  Acaba dün gece kaygılarının bir kısmını içine hapsettiği  boş rakı şişesini mi götürüp verseydi.  Hem böylece akıllı bir hamle ile kaygılarından da kurtulurdu.  Eğer bugüne kadar yazdığı yazılarda deyim kullanma kredisini tüketmemiş olsaydı; bu duruma “bir taşla iki kuş vurmak” derdi..
Fakat zaman; kaygı dağıtma zamanı değil, aşure dağıtma zamanıydı.
Kendisi, kaygıları, yalnızlığı ve bir de aşuresi ile birlikte, boş arsaya gelişigüzel atılmış boş varilleri seyrettiği konumuna geri döndü.  Varillerin atılı olduğu arsaya “boş” demenin saçma olacağını düşündü..  Çünkü boş arsaya atılan variller boş bile olsalar, atıldıkları andan itibaren, arsa artık boş olmuyordu.
Tabaktaki aşurenin bir ton koyusu gibi tuhaftı bu gece gökyüzünün rengi..
Aşure adetinin nereden çıktığını ve aşure zamanı diye bir zamanın neden  varolduğunu bilmiyor ve açıkçası merak da etmiyordu.
Fırın sütlacı daha çok severdi   ve  fırın sütlaçlara yapılan büyük bir haksızlıktı bu.  Kafasının karışıklığı ile  aşure arasındaki benzerlikten yola çıkarak bir sonuca varabilirdi esasında biraz daha uğraşsaydı.
Bu konu ile ilgili  birşeyler yazmak istediğini düşündüğü anda, zaten birşeyler yazdığını farketti.  Yazdığı birşeylere son vermesi gerektiğini anladığı anda ise yazdıklarına son verdi..
Boş varilleri oraya kim bırakmıştı ve neden gelişigüzel bırakmıştı?.
Şu an yaşamında, yanıtını öğrenmeye çalıştığı tek sorununun ve tek belirsizliğin bu olmasını ve tek probleminin "variller" olmasını çok isterdi.