Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Gülümse
Gülsen GürGülsen Gür

Öğretenlere minnet...

23 Kasım 2014, Pazar - 23:03
Bugün 24 Kasım Öğretmenler Günü... Klasik, klişeleşmiş övgü sözleri ile olmayacak bu çok anlamlı günü kutlamam...
Sizleri yoluma yoldaş edip, yıllar ötesine gidiyoruz birlikte...
Eş durumu nedeniyle doğunun en uç noktalarından birine çıktı tayinim... Medeniyetten nasibini almamış, dillerini bilmediğim, yoksul, çilekeş insanların yaşadığı bu topraklarda, üç yıl onlarla aynı havayı nasıl soluyacaktım? Bir süre sonra kuruntularımın ne kadar yersiz olduğunu anladım. Kısa zamanda ben onları çok sevdim,  onlar da beni...
XXXXX
İşe başlayalı tam beş ay olmuştu. Kışın çetin günlerinden biriydi. Çalıştığım sağlık ocağına, iki kişinin taşıdığı, feryat - figan ağlayan hamile bir kadını getirdiler.
"Çabuk doğum odasına alın" dedim, hastabakıcı Kübra Hanım'a...
Hamile kadını getiren iki erkeğe, "Sizler nesi oluyorsunuz?" diye sordum.
Yaşlı olanı "Meryem Öğretmen, dünya - ahret bacımızdır, Halil Öğretmen'in hanımı... Halil Öğretmen 'Ben de gelirsem talebeler yalnız kalır, okulu boş bırakmayayım' dedi. Biz de düştük yollara... Öğretmenimiz kurtulacak mı memur hanım?" dedi.
Doğum odasına yönelirken "İnşallah kurtulacak"dedim.
Odaya girdiğimde Hesna Ebe, hastasının tansiyonunu ölçüyordu. "Meryem Öğretmenim" diye seslenerek gittim, gencecik anne adayının yanına... Kendisiyle aynı dili konuşan birinin ağzından, isminin telaffuz edilmesi,yüzünü aydınlattı. Daha önceleri bir kaç kez kontrole gelişlerinde, şöyle bir ayak üstü konuşmuştuk. Tokatlı'ydı; o da eş durumundan çalıştığı köye tayin olmuştu. Okul şartlarının çok zor olduğunu 1., 2. ve 3. sınıfları aynı derslikte, bir arada okuttuğunu söyledi. Eşi Halil Öğretmen de 4. ve 5. sınıfların öğretmeniydi. Hamileliği ilerledikçe bütün gün ayakta durmaktan yorulduğunu, sancılarının bu yüzden arttığını söylemesiyle birlikte tekrar acı acı bağarmaya başladı.
 XXXXX
Bir saat sonra Hesna  Ebe "Kanaması çok arttı, hastaneye gitmesi şart... Arabayı hazırlasınlar, şehre gidiyoruz" derken, yüzünden çaresizliğin ifadesi okunuyordu. Bir ümit yola çıktılar. Umut yolculuğu çok kısa sürdü, yarım saati bulmamıştı geri dönmeleri... Ne yazık ki yaşam maratonunda kar yol vermemişti Meryem Öğretmen'e... Hava iyice karardı, düşük voltajlı ampuller cılız ışıkları ile titreşiyorlardı. Hastabakıcı Kübra gaz lambalarını da yaktı. Lambaların camını yalayan alev, şişede telaşlı kapkara izler bırakıyordu.
Kötü bir haberin habercisiydiler sanki... Meryem Öğretmen'in feryatları içimi parçalıyordu.Hesna Ebe usulca yanıma geldi "Memur  hanım, komutana haber sal da sen bu gece burada kal" dedi.
Nereden bilecekti ki komutan, eksi 39 derecede arazide tatbikatdaydı. Kardan çadırların içersinde, onlar da ayrı bir yaşam savaşı veriyorlardı vatan uğruna... Komutana ulaşmak mümkün değildi ama biliyordum ki onun gönlüde benim orada kalmamı isterdi.
XXXXX
Gece, güne dönerken mini minacık bir kız bebek, sonsuz beyazlığa açtı gözlerini; gaz lambalarındaki kara lekelere inat... Bebeği kundaklayıp annesinin yanına yatırdılar, birbirlerini koklasınlar diye...
Doğum sonrası derin bir sesizlik çöktü, kimsenin konuşacak mecali kalmamıştı. Kübra Hanım, elindeki bir tepsi çayla sessizliği bozdu: "Hadi için,yorgunluğunuz geçer..."
Pakize Hemşire, çayı çok seven Hesna Ebe'ye seslendi: "Hadi gel, çayın soğumasın..."
Ses çıkmayınca heyecanlandık.
Yanına gittiğimizde Hesna  Ebe, ölümü yakıştıramadığı yeni anneye, bir ümitle kalp masajı yapıyordu.
Oysa Meryem Öğretmen, çoktan uçuşan kar tanelerinin peşine takılıp kanat çırpmıştı cennetine...
 XXXXX
Her Öğretmenler Günü'nde bu buruk anıyı hatırlar, Meryem Öğretmen'i hüzünle yad ederim.
Meryem Öğretmen'in nezdinde tüm öğretmenlerin bu özel gününü sevgi, saygı ve minnetle kutluyorum.
Hep sağlıkla, hep sevgiyle kalın;
Bu günlük hoşça kalın.