Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Dalida ÖzatayDalida Özatay

Biraz çocuk kalmak, mümkün mü?

25 Mart 2011, Cuma - 09:34

Bu siteyi hayata geçiren ve uzun yıllardır iletişim sektöründe pek çok projeleri hayata geçiren arkadaşım Nver Lazoğlu’yla konuşurken oluştu… Teşekkür ediyorum, çünkü nefes almamı sağlayacak bir kapı açtın…

Eveeet yazıma geçiyorum…

Son günlerde şunu çok söylüyorum; “Yaşlanıyorum” ve bu düşüncemi çevremle paylaştığımda insanların bu söylemimi şımarıklık olarak görmelerine şaşırıyorum. Çünkü evet ben yaşlanıyorum ama aynı zamanda kaçırdıklarım için üzülüyorum. Sadece kendi hayatıma dair değil yaşadığım ülkenin ve dünyanın durumu da sanki benim yaşlanmamla daha da bozluyor. Birkaç yıl önce “Ya bu dünyaya çocuk mu getirilir?” diye konuşanlara uzaylıymış gibi bakarken şimdi o düşüncenin altında yatanları daha iyi anlıyorum. Çocuk yetiştirmek ne kadar güzel bir duygu ise bunu doğru yapabilmenin ne kadar zor olduğunu gözlemliyorum. Bıçak sırtı bir durum… Anne ve babaların tutumu da çok düşündürücü… Günümüzde modern yaşam adı altında anne ve çocuklar arasında tuhaf diyaloglar yaşanıyor. Anne biraz hırslı ise şişmiş egosunu çocuğunun üzerinde tatmin etmekte geri kalmıyor. Kendi becerilerinden söz ederken başka çocukların başarısını da dillerinden hiç düşürmüyor. İşte bu noktada çocuklar okul hayatıyla beraber çocukluklarını yaşamayı bırakıyor. Neredeyse uluslar arası bir şirkette görev yapan bir ceo kadar uzun saatler ders çalışıyorlar. Ve kıran kırana bir yarıştalar. Tüm bu koşturmanın içinde anneler onlardan çocuk gibi davranmalarını ama aynı zamanda olgun olmayı, derslerinde yüksek başarıyı ve sosyal hayatta var olmalarını bekliyor. Bunlardan birinde tökezlediğinde çocuğun elinden tutulup doğruca psikologa götürülüyor. Teşhisler konuluyor, tedaviler başlıyor. Çocuk ise olanlara tepki gösterse de bir şekilde itaat ediyor.

Tam da bu düşüncelerimi art arda sıralarken kapıda bir öğretmen beliriyor. Konuşma sırasında 7’inci sınıfların çok yoğun olduğunu, sınavlara hazırlandığını anlatırken şu cümleyi kuruyor; “Yapılacak bir şey yok. Bu ülkede yaşıyorlar bu düzene uyacaklar.” İçimdeki asi ruhun sesi bağırıyor; “Düzene uymaz isek ne olur kardeşim?” Gerçekten ne olur çok emin değilim ama sanki daha güçlü karakterler dolayısıyla özgür ve yaratıcı bireyler yetişebilir diye düşünüyorum.

Ben yaşlansam da hayattan keyif almayı öğrenmiş durumdayım. Keyif derken açmak isterim hayatın mutlaka zorlukları ve çetin dönemeçleri olacak ama her şey rağmen kendimizden başlayarak ailemize ve çevremize beslediğimiz duygular yaşama sevincimizi keyfe dönüştürecek. Hayattan zevk alarak yaşamak zorlukları da törpüleyecek.

Şimdinin çocuklar da bir gün büyüdüklerinde bu keyfin farkına varacak. Umarım çok geç olmadın ve çocukluklarından çok şey kaybetmeden…

Peki, böyle başladın nasıl devam edeceksin diye soranlarınız veya merak edenleriniz olabilir. Merak etmeyin hep böyle olumsuz yaklaşımlarım olmayacak. Hayatın keyfini ben alırken sizinle de mutlaka paylaşacağım. Nerede yeni yeme-içme durakları açıldı, bir fincan kahvenin en lezzeti adresi neresi olabilir? Kısacası sokakta neler oluyor, şehirde neler yaşanıyor aktarmaya çalışacağım.