Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Gönül Teli...
Aleks TataryanAleks Tataryan

Bir şehre aşık olmak...

25 Ekim 2016, Salı - 21:35

İzmir benim için özel bir şehir. İzmirli olmasam da kalbimin en özel yerindedir İzmir.
15-16 yaşlardaydım. Bir şekilde araba kullanmayı öğrenmiş, biran önce ehliyetim olsun sevdasındaydım. Babamın o yıl İzmir Fuarın’da Rahmetli Öztürk Serengil’in mekanında sahne çalışması vardı. O yıl babamı sahnede izlemek isterdim ve onunla beraber İzmir’e gitmiştim. Babama otomatik bir araba tahsis etmişlerdi, ve ben sürekli nasıl olurda o arabayı sürerim palanları yapıyorum tüyü bitmemiş delikanlılığımla, düşünürken düşünürken dedim ki, en iyisi babam sahnedeyken ben bu arabayı kaçırayım. Süper plandı. Ve babam sahnedeyken kulise girip, onun cebinden anahtarı aldım. Sanırım babamın cebinden aldığım tek ve ilk şey o olmuştu. Çünkü babam istesem vermezdi biliyordum, haklıydı, emanet araba emanet edilmezdi. Çocuğuz işte, heyecanımız büyük, bunları düşünemediğimiz haller içindeyiz, kanımız kaynıyor bilirsiniz.
Velhasıl gece babamın programı başladı ve ben bu eylemi gerçekleştirdim, arabayı kaçırdım. Fuarın içinde ordan oraya dolaşıyorum. Bilmediğim bir yerde, bir masal alemindeyim. Trafik yok, fuarın içi bana lunapark gibi geliyor, çok keyif alıyorum. Gözümde ara sıra saatte, biraz dolaşıp tekrar dönücem. Önüme birden bir araç çıktı. Eski bir Fiat 124. Ben durdum ama adam bana geldi vurdu. Bu arada benim kullandığım arabanın modeli o yılların son model Audi 80’i, eskiler bilir. Hayda aldık başımıza belayı dedim, korktum ama adamdan değil babama ne diyicem diye. Babam Hayko hem arkadaş hem de baba gibi baba.
Arabadan indim adam feveran içinde, beni çocuk gördüğü için daha da bir fırsatçı ruh halinde bas bas bağırıyor. Benim arabada bir şey yok ama adamın tamponu yerinden çıkmış, adam da zıvanadan. Herneyse allem ettim, kallem ettim adamı biraz sakinleştirdim ve cebimdeki paranın hepsini vererek hemen ordan uzaklaştım. Kalbim küt küt. En kısa zamanda babamın sahne aldığı mekana ulaştım arabayı aynı yere park ettim, anahtarı babamın cebine bırakıp sağ salim öncesinde durduğum yerden babamı izlemeye koyuldum. Kimseler bir şey anlamadı ama ben unutamayacağım kadar heyacanlı bir gece geçirdim ve ilk defa otomatik araba kullanma deneyimi yaşamıştım. Ve büyük bir ders almıştım.
Yıllarca bu hikayeyi babama hiç anlatmadım. Aslında bu hikayenin ironik kısmı bu. Geçtiğimiz gün İzmir Fuarı’nın başına gelelecekleri bir telefon görüşmesinde bir arkadaşımdan öğrenirken babamlarla yemekteydim, görüşme sonrası babam da sordu hayırdır ne olmuş? Diye. Ona hem Kültürpark projesini, sizlerin mücadelesini hem de bu yıllardır içimde sakladığım çocucukluk sırrımı anlattım. Yaptığım yaramazlığı yıllar sonra babama anlatmış oldum, üstümden kocaman bir kuş havalandı. Aslında komikti tabi, gülüştük. Geçmiş gün dedik o günlere gittik. Oysa o zaman duysa kızabilirdi, işte yıllar ve zaman her şeyi değiştirebiliyor ama bazı şeylerin değişmemesi değişse de eski değerlere sadık kalınması gerekiyor. Ağaçlarla, İzmiri'n nefesi olan eski fuar alanındaki parkları dilerim beton havuzuna çevirmezler.
Benim elimden bir şey gelmez ufacık hikayemle ufacık bir dokunuş yapabilirim ancak… İnsanız doğaya değer vermemiz gerekiyor. Her şey onunla güzel, ait olduğu yerde güzel, nefesimiz kokumuz, koşmalarımız, yürüyüşlerimiz, banklarında sohbetlerimiz, hatıralarımıza saygı duymalıyız.
Bazen anlattıklarımızın arkasında derin sessizlikler saklı olur, bazen de sustuklarımızn arkasında uzun konuşmalar. Bin dilde söylesen derdini, bir dilde derman bulamazsin yarana.
Doğamızı da, İzmirimiz de yaralamayalım derim.
Sevgiyle…
Alex Tataryan