Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Konuk Odası
Sosi CindoyanSosi Cindoyan

Bir Ömür Yetmez

25 Nisan 2011, Pazartesi - 12:38
Bir ömür yeter mi size dostlar, söyleyin yeter mi? Bana yetmeyeceğini biliyorum ama ne yapabilirim ki elde yok avuçta yok. Yok işte, yeterli malzeme yok, kısaltmak mümkün ama uzatmak…asla. Bir olanak olsaydı da, Allahın izniyle, şöyle münasip bir yerinden, istediğimiz ebatta bir yama yapıştırabilseydik ömrümüze. Kırmızı bir yama olsaydı belki aşkımızı doya doya yaşardık, yeşil olsa ümitle beklerdik, beyazla papatyalı tertemiz bir yoldan uzun uzun başımız dik yürür giderdik. Şöyle parlak gıcır gıcır bir yama olsaydı da üstümüze bol bol şans yağsaydı. Gökten maviler, sarılar, pembeler yağsaydı da hangisini yakalayacağımızı şaşırsaydık. Ama benim üstüme, illâki mor… morun tüm güzel tonları yağsaydı, menekşeler dökülseydi başımdan aşağı ve ben onları dağıtsaydım. “Al sana on yıl, sana beş yıl, işini bitirene dek, beş yıl da sana, al da insan ol, gel, gel, sana altı yıl vereyim de güle güle kullan ama harcama…”

Bir ömür yeter mi? Daha dün çocuktuk. Ben seksek oynamak istiyorum, Pazar akşamları kilden çiçekler, meyveler yapmak istiyorum babamla, bisikletten düşmek istiyorum, açıklara kadar yüzüp annemi korkutmak istiyorum. Kıyafetimin rengine uygun kurdeleler takmak istiyorum. Arkadaşlarımın hepsini yan yana görmek istiyorum. Yurt dışında yaşayanlar dönsünler, göçüp gidenler geri gelsinler istiyorum, geri.

Öğretim de kısıtlı bence, bunun yılı da olmamalı, yaşı da. Bol zamanın olacak, istediğin kadar okuyacaksın. Mesleğini rahat rahat kendin seçeceksin, acele yaşamayacaksın, öyle, acele, acele… Söyleyin, bir ömür yeter mi? İnsanın eğitimine yeter mi? Şöyle bir bakar mısınız, etrafta çıta var, odun var, kereste var. Senin neyi başaracağın belli değil gerçi ama, yoluna çıkanı ya kıracaksın, ya yontacaksın, belki de yakacaksın. Aklın varsa, gül ağacını da göreceksin, bu kez kendini de yetiştireceksin, feyz alacaksın, yalnız laf anlatmayacaksın, lafı anlayacaksın da. Eh! Kolay mı? Bütün bunlar için bir tek ömür vermişler sana, söyle bana tek bir ömür yeter mi?

Şöyle başımı kaldırıp da sanatın ufkuna baktığımda, tüm güzellikler beni bekliyor. Ben yıllarca tiyatro ile uğraştım, bale yaptım, piyano resitalleri, akordeon dersleri….Şimdi de heykeltıraş olmak istiyorum, styliste olmak istiyorum, yazı yazmak istiyorum, çizmek istiyorum. Bazı isteklerimi hemen gerçekleştirebilirim gerçi, fakat zaman ve mekân meselesi olan şeyler, baştan başlamak istediğim şeyler de var. Onları hangi zaman dilimine bırakayım sizce? Şu günlerde tenise başlayabilir miyim dersiniz?

Yaşarken nelere şahit oluyor insan. Şaşırıyorsunuz, üzülüyorsunuz, kızıyor, kahroluyorsunuz, seviniyorsunuz, hayalleriniz kırılıyor, inanıyor, güveniyorsunuz, bazen da kıç üstü oturuyorsunuz. Kimi zaman hayretle insanları izliyorsunuz da “Vay canına ben hiç mi kendisini tanımamışım” dediğiniz oluyor. Vefasızlık, rezillik, terbiyesizlik, sorumsuzluk, sadakatsizlik, kafasızlık, yalan, cehalet var cehalet. İnsanlar hırsızlık da yapıyorlar, çalıyorlar: hayallerinizi, ruhunuzu, paranızı, imkânlarınızı, gününüzü, gecenizi ve hayatınızı çalıyorlar.

Kadir kıymet bilemeyenlere de rastlıyorsunuz. İnsanlar bencil de olabiliyorlar “Sen yaşama, beni yaşat” da diyebiliyorlar ve bizler sessizlik içinde yaşanan bu kaosta şaşkın şaşkın, dudak bükerek yol almaya çalışıyoruz. Acıları dualarla yatıştırıyoruz. Ani bir rüzgâr esiyor ve hayat bize güzellikler sunuyor. Temiz bir yürek, parlak bir ışık, bir evlât eli, bir nefes, bir şiir, bir muhabbet, bir destek, bir omuz, anılar ve bir kedi, bir kelebek, ümitler, gülüşler, sonra bir dost, bir kadeh, bir arkadaş, bir çiçek, ayrıca bir gün kendisiyle bütünleşeceğiniz doğa size kucak açıyor. Yetmiyor, yetmiyor dostlar, tüm bunları yaşamaya bir ömür yetmiyor.
Hafta yedi gün, yirmi dört saat da bir gün olunca, iş bitmiyor. Hem hanım, hem kadın – bir içeri, bir dışarı – hem ana, hem yuva – koşturmaca, kovalamaca – hem işin, hem kendin, ya yeteneklerin, hobilerin, hayallerin, ya Sen, Sen bu yirmi dört saatin neresindesin? Kendine zaman ayıramazsan nasıl gelişeceksin?

İnsan her işi, her duyguyu, her insanı elekten geçirdikten sonra tekrar yaşama dönmek istiyor ama gelip de bilmemek, görüp de tanımamak, dönüp de kavuşmamak varsa, o hayatta neye yarar bu dünya.