Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Çemberin dışı
Cenk UrasCenk Uras

Bir meyhane masalı...

11 Temmuz 2012, Çarşamba - 15:45
Dünyanın bir köşesinde tabağında biraz peynir, önünde yarım rakı ve kafa kafaya verip , uzun uzun dertleşen dostların olduğu bir meyhanede, “bazen neşe, bazen hüzün” yuvarlanıp giderken insancıklar ; ellerinde koca koca hamburgeler ve kola kutuları ile birlikte ,öyle dostluk ile muhabbet ile pek işleri olmayan birileri koptu geldi uzak diyarlardan..Çok telaşlı ve koştururcasına hareket eden bir halleri vardı.

Meyhaneden içeri girdiklerinde önce meyhaneciyi kandırmaya çalıştılar.
Devir değişiyor dediler..”Serbest” dediler..”Piyasa” dediler..”Ekonomi” dediler. “Çok para kazanacaksın” dediler.
Dediler de dediler…
İlk önce, “şunlara bi tane patlatıvereyim de defolup gitsinler!” diye düşünse de, sonraları baktı ki, hakikaten pek acayip şeyler olmaya başlamış ülkede:
”Kırk yıllık müdavimleri bile değişik değişik şeyler istemeye ve değişik değişik yerlerden sözetmeye başlamışlar.
Çaresiz çağırdı uzak diyarlardan gelenleri ve “anlatın bakalım daha detaylı olarak şu işi” dedi..
“Global” dediler..”Fast” dediler…”Food” dediler..”Rant” dediler.." ”Cart” dediler .”Curt” dediler..
Bir kez daha dediler de dediler....
Bu defa iyice kafası kafası karışan meyhaneci, çekti teslim bayraklarını..Pes dedi..Pes ulan!
İşte o anda sanki birilerinin elinde bir sihirli değnek vardı ve onu dokundurdu bizim meyhaneciye; dondu kaldı ve kendinden geçer gibi oldu..
Yıllarca sürecek çok derin bir uykuya dalmıştı..
Uyudu ..Uyudu..Uyudu..
Aylar ayları, yıllar yılları kovaladı. O uyurken çok şey değişti.
Uykuya dalmadan öncesinde zihninde oluşan son görüntü: tabakta biraz peynir, kadehte yarım rakı ve fısır fısır konuşan insanlardı. Bir de çok para kazanmadığı, çok para kazanmasına gerek duymadığı , gelenlerini müşteri değil, dost olarak gördüğü insanların doldurduğu meyhanesi kalmıştı zihninde. Güzel insanlar vardı sokaklarda. Aşkların da, kavganın da hakkı verilir ve herşeye karşın “adam olabilme” meziyeti hep ön planda tutulurdu..
Çoook uzun zaman geçti..Ak bulutlar geçti..Kara bulutlar geçti..Aklı karalı bulutlar geçti.
Birdenbire gök gürledi.. Kışın ortasında buz gibi havada olmasına karşın , alnına yapışan boncuk boncuk ter damlaları ile ile uyandı..Önce kısa bir sersemlik hali yaşadı..Kolay değil yıllardır uyuyordu..

İlk önce tabaktaki azıcık peyniri aradı:Birileri peynirini yemişti.

Sonra yarım rakısını aradı: Birileri rakısını da içmişti.

Fısır fısır konuşan dostları aradı: Onların yerine başkaları gelmiş ve “haydi eller havayaa!!” diye bağırınıyorlardı. "Oturmaya mı geldik , hayde lililili!!" diyerek kendisini çekiştiren birinin elinden zor kurtardı kendini..

Kapının önünde hayvani görünüşlü iki adam bekliyor ve gelenleri önce tepeden tırmağa süzerek, fazla para bırakmayacaklarını düşündükleri anda, “doluyuz arkadaş!” diye gönderiyorlardı..O müşteri değil de, dost bildikleri de yok olup gitmişti..

Uykuya dalmadan önce de çok kavga olurdu oralarda açıkçası..Bir patırtı duydu dışarıda ve dedi ki; “kavga da olsa bana eskiyi hatırlatıyor, buna bile razıyım.
Hem belki ayırırım, gençler boşu boşuna üzmesinler birbirlerini.” diye düşündü.
İşte o an üç el silah sesi duydu..Pat pat pat!…Tam isabet! Önce kurşunu yiyen genç adam ve peşinden kendisinin içinde kalan son umut kırıntıları yere serildi.
**

Takım elbiseli bir adam yanaştı yanına..
”Selam patron, sen uyurken çok şey değişti buralarda. Ülke çok ilerlerdi. Sen artık o pis, o beş para etmez meyhanenin sahibi değil, koskoca bir müzikli ve içkili restoran patronusun” dedi…Eliyle bir duvarın içine gömülü kasayı işaret ederek, “çok para var orada ve sen artık çok zenginsin” dedi.
Sabaha karşı kasayı açtı meyhaneci : ağzına kadar para dolu kasaya baktı ..Baktı.....
Kara bulutlar bu defa üzerinden geçti..
Huzursuzluk ve mutsuzluk o günden sonra öyle bir sardı ki tüm ruhunu; bir daha asla eskisi gibi ne uyuyabildi, ne de uyanık kalabildi..
“Ben artık çok zenginim…Ben artık çok zenginim! diye kendi kendine bir hüzünlü şarkı tutturarak gözden kayboldu..
Bir daha da kendisininden haber alınamadı.
**
Oysa bazıları umudunu hiç kaybetmedi. Israrla samanlıkta iğne misali aramaya devam etmekte ve meyhanenin sadece kendisine değil, kalıntılarına bile sarılmakta ; masalda olsa dinlemekte ve söylemekte usanmadan..Bıkmadan.
Meyhane candır! diye..