Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Konuk Odası
Sosi CindoyanSosi Cindoyan

Bir ışık yeter, karanlığı silmeye...

24 Eylül 2013, Salı - 21:06
Sonbaharda bir başkadır Adaların tadı. Doğa adeta ruhunuzu okşar. Bir başkadır denizin mavisi, ağaçların rengi başkadır. Gökyüzünde bulutlar küme küme yığılırlar. Mavi ile beyazın uyumu bu kadar mı etkiler insanı? Yaprakların kademe kademe sarardığını görürsünüz. Çocukluğunuzu hatırlar birden kuru yaprakların üstünde koşarsınız. Yürürken, çaktırmadan, bir de kuru yaprağa basarsınız. Bunu yapmak hoşunuza gider.

Adalarda Sonbaharda atkestanesi toplamayan kim kalmış? Kim torbalar dolusu kestaneyi yokuşlardan aşağı dökmemiş? Kim ayvaları direklere vurarak parçalayıp yememiş? Kim Sonbahar güneşinde hoca yemişi toplamamış, kim pastırma yazını yaşamamış?

Palamudu, lüferi ızgaraya atmayan, Sonbahar yağmurunda ıslanmayan, mehtapta yakamozlarla düş kurmayan, kedisine, kuşuna, tepelerden inen köpeğine yiyecek dağıtmayan, sandalların, teknelerin kışa çekilmelerinden, pencereleri, balkonları süsleyen saksıların bakımından, bahçelerde gübreleme, budama gibi yorucu fakat dinlendirici çalışmalardan bihaber adalılar varsa, hemen Sonbahara sarılsınlar.

İskeleye çıkar şöyle bir etrafınıza bakarsınız. Yazlıkçılar eşyalarını toplamış vapurlara koşarlar. Çocuklar biraz üzgün fakat her geçen yıl hayata karşı biraz daha güçlü, biraz daha bilinçli Adaya döneceklerinden habersiz, birbirleriyle vedalaşırlar. Hava biraz serinleşirse Ada halkı ponponlu yün şapka ile atkı kullanmayı sever.  Yazın yarı çıplak dolaşan insanları giyinik halleriyle tanımak zaman zaman zorlaşır. Vedalaşmalar, helalleşmeler, iyi dileklerle hayırlı kışlar dilemeler…ne de olsa kavuşana kadar araya bir ayrılık girecek.

Bir sessizlik, bir rahatlık, toprak kokusu, yosun kokusu, martıların kanat çırpışları ve insanın içine dolup taşan bir duygu, bir melâl, bir rehavet var bu havada. Doğan güne şükürler olsun.

Dalgaların hafif hafif sahile vurmasıyla kulaklara dolan tatlı nağmeler insana huzur verirken bir serçenin sizi uyarması ile hayata dönersiniz, düşüncelerinizi daha rahat toparlayıp geçmişle gelecek arasına köprü kurarsınız. İnancınız doğrultusunda köprülerden sağlam adımlarla geçer veya yıkarsınız köprüleri. Soluktur Sonbaharın yüzü fakat ümitler yediveren gülleri gibi açar düşüncelerinizde.

Yavaş yavaş, poyrazın esintisi ile deniz dalgalanır. Karşı sahilden köpük köpük kuzucuklar sanki sahile doğru yüzerler. Onlar sizin hayatınızdır. Aşkınız, sevginiz, sevdanız, hayaliniz, özleminiz, hasretinizdir onlar. Eğer dün yaşanan kırgınlıklar, küskünlükler, geçen boş yıllar, vefasızlıklar, ümitsizlikler, güvensizlikler, taşlara vurup kendilerini dağıtabilirlerse, o nankörce yaşanan gerçeklerin cezalandırılmasını taşlara bırakırsınız. Sonbahar rüzgârı ruhunuzun derinliklerinden gelen bir ümitle, hayalle, arzuyla,  duygularınızı denizin derin sularında sizi bekleyen tertemiz, masmavi, engelsiz, pürüzsüz yarınlara kavuşturur. Geleceğe, ümitle, sevgi ile bakarsınız, yeter ki kendinize küsmeyin.

Ya bugün? Beklemekten yorgun ama yine beklentilerinizle, değerleriniz, neşeniz, durgunluğunuz, yitirdiğiniz sabrınızla ufka bakıp dalarken, akşam perde perde iner üstünüze.
Akşam hüznüdür bu. Dudaklarda beliren bir gülüş, acı bir bakış, bazen da yanakları nemlendiren bir damla gözyaşı, hayatın cilveleridir bunlar. Kızaran ufukların, moraran dağların hüznüdür.

Acıkmış bir kediciğin ayaklarınıza dolanmasıyla düşüncelerden sıyrılıp günlük hayatınıza dönersiniz, yeter ki pembe bir hayaliniz, parlayan bir ışığınız olsun.