Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Eko
Erkavim YıldırımErkavim Yıldırım

Bir film bir hayat

12 Mayıs 2011, Perşembe - 20:29
Mary Shelly 1818 yılında bir kitap yayınlar. Kitabın adı ‘Frankenstein’dir. Bir bilim adamı olan Victor Frankenstein, ölümü yenmek ve hastalıklardan kurtulmak için deneyler yapmaktadır. Sonunda istediğini başka bir bilim adamının çalışmalarında bulur ve fırsat bulduğu bir ortamda da çeşitli ölülerden aldığı organları birleştirerek bir yaratığa can verir. Ama işler onun umduğu gibi gelişmemiştir. Yaratığı “ucube” (Hem başbakanımız bu kelimeyi sevdiği için hem de romanda da bir ismi yoktur bu yaratığın) zarar vermeye başlamıştır. Ucube, yaratıcısı Dr. Frankenstein’a hayrandır. Yalnızlıkta şikayetçidir. Geceleri dışarıya çıkıp pencerelerden aileleri izledikçe yalnızlığı daha da derinleşir. Kendine bir eş arar bulamaz. Doktordan kendisine bir eş yaratmasını söyler doktor önce kabul etmiş gözükür, sonra yapmaz. Ucube iyice sinirlenmeye başlar; önce doktorun kardeşini öldürür. Ama insanlar onun hizmetçisinin yaptığını sanarak hizmetçiyi linç ederler. Hizmetçiyi mezarından çıkarıp doktora getiren Ucube onu canlandırıp kendine eş yapmasını ister. Doktor kabul etmez. Ucube iyice sinirlenir ve kaçar. Doktor, onun o sıralar yaygın olan veba salgınında öldüğünü zanneder ve pek üstünde durmaz. Aradan biraz zaman geçtikten sonra Dr. Frankenstein çocukluk aşkıyla evlenir. Evlendikleri ilk gece Ucube ortaya çıkar ve doktorun karısını kalbini çıkartarak öldürür. Doktor hayattaki tek aşkının ölümüne dayanamaz ve karısını yeniden canlandırır. Ucube tüm canlandırma sürecince doktoru izler ve kadını kendisi için canlandırdığını düşünür ve onu almak ister. Kadın tüm bu olanlara dayanamaz ve kendini yakarak öldürür. Doktor, Ucubeyi öldürmek ister fakat ucube kaçar, doktor ve Ucube arasındaki bu takip kutuplara kadar sürer. Kutuplarda buzullar arasında sıkışmış bir gemi kendilerine yaklaşan saçı sakalı birbirine girmiş ölmekte olan bir adam görürler, bu Dr. Frankenstein’dır. Doktor tüm olan biteni kaptana anlatır ve ölür. O sırada buzullar çözülür ve gemi hareket etmeye başlar. O sırada kaptan buzulun üstünde yatan doktorun yanında Ucubeyi fark eder. Ucube ağlamaktadır. O da kaptana insanlara çok zarar verdiğini ve buna dayanamadığı için kendisini  öldüreceğini söyleyerek sisler arasında kaybolur.
Bu roman sinemanın ortaya çıkmasından sonra onlarca kez filme aktarıldı. En son 1994 yılında ABD ve İngiltere ortak yapımı olarak çekildi. O filmde Ucubeyi Robert de Niro oynadı. Eleştirmenlere göre Mary Shelly’nin romanına en yakın uyarlama olarak bu film gösterilir. Film aynı yukarda anlattığım gibi çekildi. Film buzullarda kaptanın doktoru görmesiyle başlıyordu. Uzun bir geri dönüşle anlatımını sürdürüyordu. Ve filmin sonunda Ucube buzul üstünde kendini ve doktoru yakıyordu. Ama çoğu film Ucubenin sisler içinde kayboluşu ile bitiyordu
“Usame bin Ladin çok zengin Suudi Arabistanlı bir ailenin çocuklarından biridir. Ladin'in kökü Güney Yemen’de Hadramut'tur. Babası Muhammed 1930'da geldiği Suudi Arabistan'da hızla yükseldi ve zamanla Ortadoğu'nun en büyük müteahhitlerinden biri oldu. 1968'de kaza sonucu öldüğünde mirası 11 milyar dolardı.
Genç yaşta Müslüman kardeşler teşkilatının fikirlerinden etkilenen Usame bin Ladin, 1979 Aralık ayında, arkadaşı olan Suudi Gizli Servisi Şefi Prens Turki  Bin FAYSAL tarafından Pakistan Paşaver'e yollandı. Buradaki kamplarda, başta Arap ülkeleri olmak üzere dünyanın dört bir tarafındaki İslâmcı gençler birer uzman savaşçıya çevriliyordu. Beş ülkenin birlikte üstlendiği bu çalışmanın sorumluluğu Pakistan Gizli Servisi ISI’yeydi, yürütücüsüyse Filistin asıllı Abdullah Azzam'dı.
Azzam'a asistanlık yapan Usame bin Ladin, bizzat savaştı; hatta Celalabad yakınlarında yaralandı. 1986'da kendi kamplarını kurdu. Kurumsallaşmasının temelini 1988'e doğru gönüllüler hakkında bilgileri içeren bir veritabanı kurarak attı. Bu bilgisayar kayıtlarından hareketle 'El Kaide' adlı bir yapılanma ortaya çıktı.
 Haziran 1990'da Saddam Kuveyt'e girince Usame bin Ladin, Suudi sınırlarının korunması görevinin kendisi ve tabanına verilmesini istedi. Kral Fahd Amerikan askerlerini çağırınca çok öfkelendi; önce Pakistan'a, ardından Afganistan ve nihayet Sudan'a gitti. Artık Pakistan'da istenmeyen ve kendilerine yer arayan binlerce cihatçıyı Sudan ve Yemen'e yerleştirdi, onlara birçok ülkede iş buldu.
ABD'ye karşı ilk cepheyi Somali'de açan ve 1994'te Suud vatandaşlığından çıkarılan Usame bin Ladin, uzun bir süredir, iktidarı almalarına epey yardımcı olduğu Taliban'ın himayesinde Afganistan'da yaşadı.
11 Eylül saldırılarından sonra hedef haline gelen Ladin öldürülme ihtimaline karşılık yazdığı vasiyetinde El Kaide'nin devamı için en uygun gördüğü ismi Halid bin Kasım olarak belirtmiştir”
İnternette araştırma yaparsanız Ladin için aşağı yukarı bu bilgilere ulaşırsınız. Suudi Arabistan’ın her şeyiyle ABD’ye bağlı olduğunu biliyoruz. Hele ki Suudi Gizli Servisi CIA’nın bir şubesi gibi çalışmaktadır. Keza Pakistan’da ABD güdümlü bir ülke olarak bilinmektedir. Ladin’in Pakistan’a gönderilmesi ve orada yaptığı çalışmalarla, yukarıdaki alıntıda da  belirtildiği gibi kamp kurmak ve gönüllü veri tabanı oluşturulması işi tamda ABD’nin o dönem daha çözülmemiş SSCB’ye karşı büyük kozlarında biri olarak işleyecekti. Ama 1991 yılında SSCB dağıldı. Büyük “KOMÜNİZİM” korkusu ortadan kalkınca da Ladin ve onun gibi adamların işi kalmamıştı. Körfez savaşı sırasında Amerikan askerlerinin ülkesine girmesini yediremeyince de eylemlerine başladı. Önce Somali ve Sudan sonra 11 Eylül’de Dünya Ticaret Merkezi, İstanbul’da Sinagog ve HSBC ....
ABD tam da böyle bir şey istiyordu aslında büyük korku imparatorluğuna ölen ‘komünizim’ korkusu yerine yeni nur topu gibi ‘İslam Terörizimi’ hediye edildi. Artık tüm Amerikan halkının yeni bir düşmanı vardı. 11 Eylül saldırısıyla da her şey yerine oturtuluyordu. Artık SSCB düşmanlığı bitmiş yerini ‘El  Kaide’ almıştı. 
 Yukarıda da altını çizdiğim gibi ortak yapım devreye girmiş yeni bir ‘UCUBE’ yaratılmıştı. Kendi ihtirasları ve çıkarları için yarattıkları bu ucube kendi başlarına bela olmuştu. Aslında uzun bir süre bu beladan da nemalandılar. Sonra ne oldu bilmiyoruz. Ama doğurdukları bu çocuğu istemez oldular ve geçen günlerde de okyanusun derinliklerine yolladılar. Tıpkı filmlerdeki Ucubenin kayboluşu gibi Ladin’de sisler arasında kaybolup gitti.
Ama bundan sonra ABD halkını ve tüm dünyayı hangi korku senaryoları bekliyor bilmiyoruz. Dr. Frankensteinlar bir korku simgesini yok ettilerse mutlaka yerine yeni birilerini veya bir şeyleri koyacaklardır. Bundan sonraki senaryonun kahramanları ERGENEKON’cular olmasın sakın?