Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Çemberin dışı
Cenk UrasCenk Uras

Bilerek ya da bilmeyerek!

24 Ağustos 2012, Cuma - 03:48
nsanlar bir yandan içtenliğin getirdiği sıcaklığın özlemi , diğer yanda rahatlık ve konfor duygusunun verdiği alışkanlık arasında  bocalayıp duruyorlar benim gördüğüm..
Düzenin insanlara dayattığı konformizm duygusu tüm benlikleri bir canavara dönüştürüyor.
İlk büyük marketin Güneşli tarafında açıldığı tarihi hatırlıyorum.
İnsanların kolilerce aldıkları tuvalet kağıtları arabalarının bagajlarından sarkıyordu. 
Artık “herşey elimizin altında “yuppii!” çığlıkları Kadıköy’den duyuluyordu..
Şimdilerde ise  “nerede o mahalleler ve hey gidi Mehmet Bakkal hey!” diyorlar.
Üç tarafı denizlerle çevrili ülkeye Norveç'ten balık geldiği için zamanında göbek atanlar şimdi uskumru olsa da çiroz yapsak peşindeler..
Torikten yapılma lakerdaların fotoğrafları ile kendilerini avutuyorlar.
Çocuklar, lüferi ansiklopedilerden tanır hale geldiler. Kofanayı Afrika’lı santrfor sanıyorlar.
Ama yine de lafa geldiğinde balıkçı milletiz vesselam!
Oturanların birbirlerini gördüğünde kafasını çevirdiği bilmem kaç yüz bin dolarlık evleri almak için sıraya girmiş insanların çoğu.
Fakat emekli olunca sakin bir kasabada satın alınacak küçük evin bahçesinde, domates yetiştirme planlarını ceplerinde taşımaktan da vazgeçmiyorlar..
Hem sobanın pisliğine dert yanarak kaloriferli evlere güle oynaya geçip, hem de soba üzerinde kestane hayali kurmak biraz tutarsızlık gibi gelse de en başta; direniş dediğin olgu, neyi ne kadar istediğin ile ilgili neticede..
Müstakil ve yürürken tahtaları gıcırdayan evlerden neden vazgeçti insanlar?
Çağ atlayan Türkiye masallarını hatırlamayanımız yoktur elbette..
Çok kötü bir şey ise eski:  şimdi koca koca işyerlerine bile neden eski havası vermeye çalışıyorlar?
Meyhanelerden gençlerimizi kurtaracağız diyerek , bir kıza aşık olduğu için dertlenen çocuğun içtiği bir bardak biraya gözünüzü dikmediniz mi?
Çok şükür ki,  lüks gece kulüpleri ve barlar sayesinde, sağlıklı ve çağdaş bir nesil yetiştirdiniz.
Bana öyle geliyor ki; bağıra bağıra gelen bu düzeni ve bu değişimi düğün bayram havasında karşıladık sizler ve bizler..
Düş kurarken bile , giriş-gelişme-sonuç  düzeninde hareket ettik..
Herşeyi  hesap ederek, hep bir adım sonrası planlandık.
Ama unuttuğumuz şu oldu: Bizler gerçeğin peşinden koşarken düşlerimizden vazgeçtik.
Herşeye tukaka! deyip deyip, o herşeyin merkezinde fırdönmek.. 
İşte yalanlar ve kandırmacalarla dolu asıl gerçek.
Herkes memnun halinden ve hepimiz oyunun parçası olduk.. Bilerek ya da  bilmeyerek!.
Çok sevdik bu oyunu ve en kötüsü de bu..