Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Şimdi
Kağan BayraktaroğluKağan Bayraktaroğlu

Bil ki, O sensin...

26 Eylül 2013, Perşembe - 03:20
Hepimiz bitmeyen bir koşuşturma içindeyiz. Kendi hayatlarımız, ülkenin ve dünyanın bitmek bilmeyen gündemi zihinlerimizi sürekli meşgul ediyor. Geceleri dinlenme amacıyla uykuya daldığımızda bile rüyalarımız ya da kâbuslarımız peşimizi bırakmıyor. Bazen insan sormadan edemiyor. Nedir bu koşuşturma? Nereye yetişiyoruz? Haberleri izliyorum ve başlıklara geçmeden önce her kanalda ilk duyduğum söz “Gündem her zamanki gibi çok yoğun”. Evet, gündem yoğun olabilir ancak bütün bu gündemi takip etme ihtiyacımız var mı? Daha sakin bir şekilde yaşama şansımız yok mu?
İşin en ilginç olan tarafı kendi hayatlarımızda da gündemin sürekli yoğun olması ve bizi bitmek bilmeyen bir koşuşturmaya zorlamasıdır. Zihin doğası gereği sürekli bir şeylere tutunma eğiliminde olduğu için iki dakika sakin kalmamız bile bizim için zor hale gelebilir.
Burada hepimizi en çok tuzağa düşüren durum da bu halimizi normal zannetmemizdedir. Yani düşünün herkesin sürekli koşarak yaşadığı bir mahallede doğsanız ve büyüseniz, normal olarak siz de onu tek doğru olarak görecek ve yaşamınıza sadece her yere koşarak devam ederdiniz.
Herkesin koşuşturduğu sokaklarda hayatı bu şekilde görür ve bu şekilde yaşamaya alışırdınız. Ancak bir gün mahalle dışından gelen birinin yavaş yavaş yürüdüğünü gördüğünüzde onu anormal olarak görmeniz mümkündür. İşte bu yüzden herkesin yoğun bir gündemde karmaşık ve sürekli düşünen bir zihin yapısında olması size son derece normal gelmektedir. Ancak ya normal olan bu değilse? Ya gerçek varlığınızın özü sakin ve sessiz ise?
Şimdi şu noktaya gelmiş olmalısınız: “Evet sakinliği ve sessizliği biliyorum ama ona ulaşamıyorum. Bir türlü sessiz kalamıyorum.” Bunun cevabı aslında sorunun içinde. Sakinlik ve sessizlik ulaşacağınız bir yer değil o kendi özünüzdür. Ona ulaşmaya çabaladıkça ondan daha çok uzaklaşırsınız. O yüzden onu fark etmenin en kısa yollarından biri sadece durmaktır.
Evet, şu anda sadece durun.
Yürürken durmaktan bahsetmiyorum. Sadece zihninizdeki düşünce ve sesleri kovalamayı bırakın. Sadece durun. Bırakın onlar koşsun onları kovalamaya ihtiyacınız yok. Sadece durun. Bunu ne kadar yaparsanız içinizde zaten var olan sessizlik ortaya çıkmaya başlayacaktır.
Yazımı Mooji’den bir alıntıyla bitirirken herkes için sakinliğin normal olarak algılandığı bir dünya diliyorum.

“Burada var olan nedir?
Şu anda hiçbir yöne doğru ilerleme, çünkü nereye gidersen git, orada dünyayı bulacaksın ve diyeceksin ki: “Hayır, oraya gitmek istemiyorum. Zaten oradan geldim.”
Şu anda hiçbir şey yapmadan dur. 
O yapmakla ilgili değil.
Şu ana kadar yeterince şey yaptın zaten.
Sen buradasın. Bütün niyetlerini basitçe durdur ve sessiz kal.
Ve kafanın içine de girme.
Onun, senin başını belaya sokmasına izin verme.
“Takılı kalmak” ancak zihnini kullandığında gerçekleştirebileceğin bir şey.
Asla takılı kalmayacak olan bir şey var.
 O şey, bu “takılı kalma” sözcüğünü ve kavramını bilmez.
O asla çekip gidemez de.
O bütün kavramlardan önce vardı.
Ve o zamanla sınırlı değil. 
Uyanık olmanın onun için hiçbir anlamı yok.
 Rüya görmenin ona için hiçbir etkisi yok.
Derin uyku hali onu değiştiremez. 
O sensin, senin gerçek doğan ve varlığın. 
O illa trompet ve kutlama sesleriyle ortaya çıkacak diye bir şey yok.
O illa güneşli bir günde gelecek diye bir şey yok.
O terk edemez, çünkü o başka bir yerden gelmiş de değil.

O zamana bağımlı olmaksızın burada.
O ortaya çıkıyor.
O, ortaya çıkmış halde.
 O kendisini kendisi için saf Varoluş olarak ortaya çıkarıyor.
Bil ki, O sensin.” 
 Mooji