Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Çemberin dışı
Cenk UrasCenk Uras

Ben severim, sen vurursun...

13 Eylül 2013, Cuma - 10:41
Tutsaklığın sırıtan yüzüne bir tokat atarak, devam dedi bin bilinmeyenli denklem yaratıcıları ve yuttum sesimi o an. Kuyruğum bir ağaca takılıp, -bildiğimi sandığım fakat aslında hiç bilmediğimi fark ettiğim- bu boktan gezegendeki,  insan kılıklı vicdansız, insan kılıklı şerefsiz canlıların kursağından içeriye düşersem bir gün, o kursakları paramparça edeceğim ve öyle öleceğim.
Çocuk çığlıkları var kulak yaralayıcı… Ama şımarık ve oyuncu çığlıklardan değil. En acı olanlarından. En acı çığlıklar geçiyor önümden. Meğer ne kadar da kolaymış ölmek/öldürmek.
Oysa severim çocukları.  Ama en çok burnu sümüklü olanları… Ama en çok ayakları çıplak olanları ve en çok cesur olanları severim.
Fark mı istiyorsun?
Ben severim sen vurursun. Ben korurum sen öldürürsün.
Yetmez mi?
“Dörtnala gidiyor olmak” düşüyor deyimler sözlüğünden yere.. Almışsın rüzgarı arkana salla sallayabildiğin kadar.
Ne kadar da  muhterem görünüyor gökyüzünden at bakışı, senin peşinden sürüklenenler.  Ama biz biliyoruz kim puşt, kim adam.
Bir tükürüversem üzerlerinden geçerken kılcal damarlarına.
Değmez. İnan ki değmez!
Kendi tenime bakarak, çevremde ten rengi bir cisim arıyorum. Yok!. İçimi bayıyor tenimin rengi. Hep böyle soluk muydu acaba? Çocukken soluk olmadığı geliyor aklıma. Teninin rengi solmadan yok edilen geliyor bir de.
Göğsüm daralıyor, yüreğim kanıyor. Ama sona daha çok var.
Şimdi kalkıyorum oturduğum koltuktan. Sesler geliyor içeriden; yani tam olarak buzdolabından.
-Pişşt... Hey... Hadi!
Ne olur ne olmaz diyerek, sivriltiyorum kalemimin ucunu. Düşmansa eğer, saplayacağım böğrüne. Bir cinayet için en uygun ruh halindeyim şu an. İnsanlık mı? Kaybediyorum.
Sürünerek ve sessizce süzülüyorum mutfağa doğru. Ses çoğalıyor.
-Heh tamam geldin demek. Hadi gel!
Ani bir hareketle açıveriyorum buzdolabının kapısını.
-Yeeah!
-Oh çok şükür! Çok şükür!
Şükürümü kime ettiğimi bilmiyorum. Sallıyorum öyle ortaya. Artık kimin canı şükür çekerse! Sen alma sakın. Senin payına bela düşsün.
İşte orada. Bana gülümsüyor. Düşmanım değil, meğer en yakın dostummuş bana seslenen. Şişenin üzerine bir kalp çiziyorum. Bir tarafına kendi adımı, diğerine onunkini yazıyorum. Hatırladın mı? Sen o şişenin varlığından bile rahatsız olmuştun. Türlü dümenlerle yasaklamaya çalışmıştın.
Şu an o mu beni, ben mi onu içiyoruz belli değil.
Fakat ikimizde aldığın canların, senin kabusun olmasını bütün varlığımızla diliyoruz.