Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Konuk Odası
Sosi CindoyanSosi Cindoyan

Bebeğim...

03 Ekim 2011, Pazartesi - 17:45
BEBEĞİM

Bir bebeğim vardı, adı Vivian’dı. Vücudu bezden bir bebekti Vivian. Başı farklıydı. Küçücük beynimde bunun nedenini çözmeye çalıştığımda, “nasıl” a önem vermemiştim de “neden” beni düşündürmüştü. Nasıl olur da bebeğin başı da bezden olmaz diyerek merak etmemiştim ama neden başı farklı diye kimseye sormadan, belli etmeden düşünmüştüm hep.

Vivian’ın güzel kıyafetleri vardı. Kurdeleli, farbalalı, dantelli, rengârenk kıyafetler. Şapkası, ayakkabıları, iç çamaşırları vardı. Tahtadan bir de puset almıştık ona. Peki, bu bebek hep itinalı giyinmek zorunda mıydı? Niçin onun da bir ev kıyafeti yoktu? Her şeyden önce başı niye farklıydı?

Başka oyuncaklarım da vardı elbette. Tahta askerlerim, misketlerim, üstlerine elbise taktığım mukavva bebeklerim, tenekeden arabalarım, tahta oyuncaklarım; evler, ağaçlar, hayvanlarla bahçecilik oynardım. Zamanla başka bebeklerim de oldu, minik şeyler. Keltoş bebeğimi yüzdürebiliyordum, tabii ya civcivlerim de vardı benim. Kocaman zenci bebeğimi de hatırlıyorum. Kâğıtlar, defterler, renkli kalemler, mukavva puzzel’lar, mutfak takımlarım, masa takımlarım ve boyalarım, sulu boyam.

Oyuncaklarımı Vivian’la paylaşırdım. Bebeğimi kendime kardeş gördüğümü sanmayın, asla öyle bir arzum olmadı, kardeş istemedim. Arkadaş edinmeme izin verilmeyen bir ortamda büyüyordum ve demek ki kendi muhakememde bunun adil olmadığına kanaat getirmişim ki Vivian’a aklımca doğru davranıyordum. Vivian bundan mutlu muydu değil miydi hiç bilemedim çünkü ifadesiz bir bebekti Vivian’ım. Şimdi botox’un dozunu kaçırıp da salata yerken “Ey salata, salata, söyle bana ben mi seni yiyeceğim, sen mi beni?” der gibi şaşkın bir ifadeyle tabağa bakan hanımlarımız gibi ifadesiz değildi benim bebeğim. Donuk bir bakışı vardı Vivian bebeğin ve en önemlisi, başı neden bezden değildi bu bebeğin?

Bir gün Vivian büyük bir kaza geçirdi. Düştü ve başından büyük darbe aldı. Yüzü sağlam kalmıştı fakat kafatasında iki yarık vardı. Oyuncaklarımın amatör cerrahı olan Babam, Vivian’ın ameliyatını üstlendi. Artık Vivian’a özel bakım gerekiyordu. Ya bir daha düşseydi? Ya yüz üstü düşseydi?

Korktuğum başıma geldi, bu kez Vivian pusetten düştü ve yüzünü gözünü parçaladı. Bir an için dünyam karardı. Şimdi ne olacaktı? Artık amatörlükten ünlü cerrahlığa terfi olan Babam bu kez kafa nakli yaptı ve bebeğim yeni bir çehre kazandı. Vivian güzelleşti, daha bakımlı daha modern bir bebek oldu ama benim Vivian’ım değildi o artık.

Aldım bebeği elime, iç çamaşırlarını değiştirdim, çizgili, volanlı kıyafetini giydirdim, öptüm ve köşeye oturttum “Bak Vivian, şimdi başının, gövdenden ve uzuvlarından niye farklı tutulduğunu anladım.” Dedim. Bizi biz yapan o yuvarlak kutuyu çocukça keşfetmiştim. Vivian’ı salladım, salladım, karnına bastırdım, bastırdım ama eskisi gibi ses çıkarmadı. Gözlerine baktım, beni tanımadı, köşeye oturttum, başı öne düştü, dudaklarını hafif aralamıştı Vivian…Bir şey mi söylemek istiyordu acaba?

Yıllar sonra duydum onun sesini : “ Beynim değişti, ben kendimde değilim, gönül gözüyle bakamıyorum, görüyor, hissetmiyorum, kendime komut veremiyorum, fikirlerim, duygularım değişti. Yüreğim çarpıyor ama kimi sevdiğimi bilmiyorum. Bu oyuncakları niye yanıma koyuyorsun, anlamıyorum. Çek şu zenciyi yanımdan. Zamanla beni çözersin belki ama bil ki her zaman kafa kafaya uymuyor, kimse kimsenin kafasını taşıyamıyor.” dedi bana şimdiye kadar kızımın bir sandık dolusu bebekleriyle sakladığım Vivian bebeğim.