Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Eko
Erkavim YıldırımErkavim Yıldırım

Basma oralara yeni sildim!

11 Temmuz 2011, Pazartesi - 10:38
Toz duman... Mahşer yeri gibi... Bir yanda Fenerbahçe bir yandan Deniz Feneri...  Tesadüf mü bilmiyorum. İki Fener... İki soruşturma. Birincisi yıllardır herkesin bildiği, hakkında espriler şakalar yaptığı şike soruşturması... Diğeri insanların manevi duygularını sömürerek para kazanma işleri...

İkisinin özü de kazanma ile ilgili. İşin içinde milyonlarca lira, kirli ilişkiler... Soruşturma ve davaların sonu ne olur bilmiyorum. Her şey olabilir. Sorumlular yıllarca hapis yatabilir, aklanabilir, vs. Ama her iki tarafa da inanan binlerce insana ne olacak. Bir taraftan yemeğinden, giyiminden artırıp hafta sonu takımının maçını izlemeye giden bu seyircilerin, insani yardım yapıyorum diye para verdiği insanların güvenilmez olduğunu düşünen binlerce iyi niyetli yardım severin durumu ne olacak. Binlerce hayal kırıklığı, binlerce hüsran ve binlerce güvensizlik üretilmedi mi? Bu hayal kırıklıkları her gün hepimizin ayaklarına batmayacak mı? Çünkü bu binlerce insan içinde annemiz, babamız, arkadaşımız, dostumuz, sevgilimiz, eşimiz var. Her gün bunlarla yüz yüzeyiz. Sıcak olarak yaşadığımız bu durum aslında çok büyük toplumsal travmalar yaratıyor. Farkında değiliz.

Yaşadığım sokağın Fenerbahçeli sakinleri kendi aralarında para toplayıp büyükçe bir Fenerbahçe bayrağı almış onu da iki evin arasına gururla asmışlardı. Fenerbahçe taraftarı olarak bilinenler evlerinin pencerelerine de ya formalarını ya da bulabildikleri bayraklarını asmışlardı. Pazar gününden  sonra önce formalar ve bayraklar tek tek indirildi. Sonra gururla astıkları o büyük bayrağı indirdiler. Bayrağı astıkları günkü büyük alkışın ve  marşların yerini sessizlik aldı. Sanki diğerlerine bu utançlarını göstermek istemiyorlar gibi sessizce bayraklarını indirdiler. Sürekli bir futbol yaygarası yapılan sokakta artık kimsenin ağzını bıçak açmıyor. Yalnız Fenerbahçeliler değil, Galatasaraylısı, Beşiktaşlısı, Trabzonsporlusu kimse konuşmuyor. Çünkü onlarda emin değiller takımlarından. Her an onların takımları ile ilgili bir şeyler çıkacakmış gibi korkuyorlar. Bekliyorlar.

Eskiden böyle değildi futbol. Tozlu, çamurlu sahalarda oynanan ama özünde temiz olan bir oyundu. Tüm oyunlar gibi kuralları vardı. Ve iyi olan kazanıyordu. Biz de tozlu ve çamurlu arsalarda gazozuna maç yapardık. Yenerdik, yenilirdik. Bazen kavga ederdik, ama sonra bir dahaki maç için konuşmaya ayarlamalar yapmaya başlardık. Tozun ve çamurun içinden çıkıp evlerimize dağılırdık. Asıl sorun ondan sonra başlardı. Çünkü annem temizlik hastası bir kadındır. Evi her gün tepeden tırnağa temizlerdi. Bütün halılar balkona çıkar, kanepe yastıkları varsa örtüleri, kilimler, her şey...  Daha cümle kapısındayken tepeden tırnağa soyar, bizi doğru banyoya sokardı. İyice yıkandıktan sonra temiz giysilerimizle ancak evin diğer taraflarına geçebilirdik. Ben temizlik diyince bunu anlıyordum. Bu temizlik her gün bir tören halinde yapılıyordu. Eğer o gün biraz geç uyanmışsan, içerden bir ses yükselirdi; “basma oralara yeni sildim.” “Ama uçamıyorum anne!” derdik bizde. Uçamadığımız içinde annemin temizliğini bitirmesini beklerdik. Ama bilirdik ki biraz sonra annem her şeyi yerli yerince oturtacak ve biz artık yere basabileceğiz.

Ordu, Yargı, Futbol ve Hayır Kurumu temizliği yaparken, temiz toplum yaratacağız derken toplum olarak uçamadığımız için nereye basacağımızı bilmiyoruz.  Annem gibi erken bitirin de şu temizliği artık yere basabilelim.