Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Eko
Erkavim YıldırımErkavim Yıldırım

Bana bak bey...

26 Mayıs 2011, Perşembe - 19:07
Geçen haftaki yazımın eskilerin deyimiyle mürekkebi kurumadan Simav’da deprem oldu. Hep birlikte gördük depremi ne kadar bildiğimizi. Hafta sonu Fenerbahçe Lig Kupasını aldı. Yaralanmalar ölümler oldu. Hep beraber gördük futbolu ne kadar bildiğimizi. Aynı gün Nuri Bilge Ceylan Cannes’da Jüri Büyük ödülünü aldı. Fenebahçe’nin lig kupasını kazandığı güne denk gelmesi Ceylan’ın ödülünü ikinci plana itti. Ve hep beraber gördük sinemayı ne kadar bildiğimizi.
Cannes Film Festivali ödül töreninden birkaç gün önce Danimarkalı ünlü yönetmen Lars von Trier basın toplantısında ‘Hitleri anlıyorum’ diyince de kıyamet koptu. Cannes festival komitesi Trier’i istenmeyen adam ilan etti. Ancak Trier’in filmi yarışmadan çıkartılmadı. Trier özür dileyip yanlış anlaşıldığını söylemesine rağmen festival komitesi tavrını değiştirmedi. İşte böyle bir ortamda Nuri Bilge Ceylan ödüle değer görüldü. Önemli ve değerli bir ödül hem Ceylan için hem bizim için. Bu tür filmler, küçük bütçelerine rağmen devasa bütçelere sahip ABD filmlerini geride bırakıp büyük ödül alıyorsa umutlarımız tazeleniyor. Ve bir kere daha anlıyoruz ki önemli olan filmin bütçesi değil, ne anlattığıdır.
Ayın 25’inde Münir Özkul’un solunum yetmezliği teşhisiyle hastaneye kaldırıldığını öğrendik. Münir Özkul, tiyatro ve sinema tarihimizin önemli aktörlerindendir. Hepimiz en az bir filmini izlemişizdir. Canlandırdığı karakterler arasında aklımızda kalan en önemlisi, Ertem Eilmez’in Rıfat Ilgaz’ın romanında sinemaya uyarladığı Hababam Sınıfın’daki Kel Mahmut karakteridir. Disiplinli ama yufka yürekli bir öğretmendir Kel Mahmut. Her halede hepimizin öğrenim dönemlerinde “Kel Mahmut” gibi bir öğretmeni olmuştur. Münir Özkul tiyatro ile başlar sanat hayatına ama onu ünlendiren sinema filmleridir. 400’ün üzerinde filmde karakter oyunculuğu yapmıştır. 70’lerde Ertem Eğilmez filmlerindeki “fakir ama gururlu baba” rolü ile de iyice sinema severlerin gönlünde taht kurmasını sağlar. Adile Naşit’le oluşturdukları ikili Ertem Eğilmez filmlerindeki olmazsa olmazlarındadır.
Ertem Eğilmez bu filmleri büyük ailelerin bölünüp küçük çekirdek ailelerin kurulmaya başladığı dönemde çekmeye başlar. Bilerek ya da bilmeyerek büyük ailenin savunuculuğunu yapar. Dağılmanın mutsuzluk ve daha büyük sorunları getireceğini savunur. Hep birlikte durmak daha güçlü olmamızı sağlayacaktır iddiasındadır. Ama karar verilmiş çekirdek aile süreci başlatılmıştır. Kapitalizimin satması gereken malları vardır. Bunun için ailelerin dağılıp birer tüketici olması gerekmektedir. Bir büyük aileye bir buzdolabı satıyorken, dağılan aileden çıkan 5 küçük çekirdek aileyle 5 buzdolabı satabilecektir. O zamanda bir an önce bu büyük ailelerin dağıtılması gerekmektedir.
Ertem Eğilmez filmlerinde, işçi, marangoz, sütçü, turşucu gibi karakterler oynar Münir Özkul ve hep müteahhitlerle, fabrikatörlerle veya miras yiyicilerle mücadelededir. Filmin bir yerinde mutlaka “bana bak beyim sana bir çift sözüm var” diyerek başlar konuşmasına. Filmlerinden birinde ona “aç köpek” diyen zengin adama “tok köpek” diyerek karşılık verir. Hep yamalı elbiselerle ve delik ayakkabılarla dolaşır. Kendisi giymez çocuklarına giydirir. Kendisi yemez çocuklarına yedirir. Ve filmlerinin sonunda mutlaka zenginler hatalarını anlayıp özür dilemeye evine gelirler. O da Adile Naşit’e dönerek “bir tabak daha koyalım sofraya misafirimiz var” diyerek onları affettiğini gösterir.
Ama artık böyle bir baba kalmamıştır. Çocuklar dağılmış, her biri bir yerdedir. Kel Mahmut emekli olduktan sonra banka kuyruklarında geçirmektedir günlerini. Diğer karakterlerin çoğu da dağılan ailelerin ayıbı olarak, yaşlılar yurtlarında barınmaktadırlar. Münir Özkul ise Demans hastalığı yüzünden 2003 yılından bu yana evinden dışarıya çıkmak ve kimseyle görüşmek istemiyor. Hastalığı yüzünden geçmişe dair birçok şeyi hatırlamıyor ve ölen arkadaşlarının yaşadıklarını sanıyor. Büyük ustaya geçmişler olsun.
Bu haftayı da Can Babanın bir şiiriyle bitirelim..
KİBAR HIRSIZIN TÜRKÜSÜ
Anamın ipiyle indim gökdelen damınızdan
Kelebek gibi girdim kelebek camınızdan
Taksinize mülkünüze dairenize...
Heceleyerek üzerinde ayak ve el uçlarımın
Belledim seyyarenizi ve kelimelerinizi...
Gözlerinize baktım, mukaddes ciltlerinize, büfelerinize
Vesairenize...
Şiir fenerimle de baktım, son çığlık!
Aşk yokmuş sizde beş paralık!
Gidiyorum ben boşçakallar
Sıçmışım ortalık yerinize
Kıçımın fosforuyla aydınlanın siz artık...