Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Konuk Odası
Sosi CindoyanSosi Cindoyan

BAHARIM

08 Mart 2011, Salı - 10:25

Biraz daha açtım pencerenin kanadını. Balkonumdaki sümbüllerin kokusu doldu ciğerlerimin içine. Menekşelerim ne kadar da manalı manalı bakıyorlar yüzüme. Ardına kadar açtım penceremi, derin bir nefes aldım. Oh! Hayat her haliyle güzel! Bahçedeki kiraz ağacı yeşermiş. Yeşil, insana ümit veriyor, huzur veriyor. Bir kuş cıvıldıyor, pamuk beyazı bulutlar küme küme, hafif bir serinlik sarıp sarmalıyor bedenimi. İnce bir şal alıyorum üstüme, oturuyorum camın önüne.

Hayat bu, az mı üzdü bizi, az mı uğraştık pirincin taşını ayıklayana dek. Az mı laf anlatmaya çalıştık, az mı gönlümüzü titrettik, az mı geldi vefasızlık, az mı direndik, hırpalandık, az mı uğraştık insanlarla. Şaşkınlığımız, didiştiğimiz, ömür çürüttüğümüz de oldu bizim.

Farklı olan bir şey var bu sabah. Değişen ne birden bire? Düşünceler berraklaştı. Her şey daha parlak, daha net! Bu bahar sabahıyla, geleceğin, o ağır, kurşuni perdesini araladık, ipeksi bir tül perdenin arkasından bakmaya başladık zamana.

Şimdi hafif bir kıyafete bürünüp dışarı çıkınca hayatın yükünden kurtulmuş olduğumu sanacağım yani kendimi aldatacağım. Biraz gezinip bahar çiçekleri alacağım evime. Rengârenk çiçeklerin arasından mimozaları seçeceğim çünkü onlar kulağıma gerçeği fısıldayacaklar. “Bizi vazoya koyduğun anda küseceğiz hayata, çiçeklerimiz kararacak, dökülecek.” diyecekler bana ve ben onları büyük bir titizlikle kucaklayıp adeta okşaya okşaya götüreceğim evime. Gönül almak kolay mı?  Uğraşacağım elbette ama başaramayacağım. Mimozalar küsmüşler bize, kırılmışlar bir kere ve ben yalancı baharla avunmamak için, baharı duygularımla değil de doğanın içinde yaşamanın doğru olacağını bir kez daha hatırlayacağım. Şubatta çiçek açan erik ağaçlarına, Boğaziçi’ni süsleyen erguvanlara benzememek için kendimi frenleyeceğim.

Komşumun penceresinden gitar sesleri geliyor. Dalıp gidiyorum hayallerimin derinliklerine, ince eleyip sık dokuyorum yine. Ben de baharla canlanıveriyorum birden bire. Cemre düşüyor beynime, yüreğime, duygularıma. Yürü kızım diyorum kendi kendime, sen de kendi baharını yarat, koş git adaya, kucakla denizi, kucakla yeşili, moru, eflâtunu, aradan mahzun mahzun sana bakan sarıyı. Bir şarkı mırıldan, aç pencereleri sonuna kadar, baharın kokusu sinsin içine. Saksıdaki çiçeklere can ver, salıver kedini bahçeye, Vano’cik dolaşsın, oynaşsın, tırmansın, tırmalasın, tepelesin rakiplerini özgürce. Haydi kızım dökül yollara, haydi topla ebegümecileri, labadaları, topla mimozaları, uç, uç, uçuver polenlerle, kim tutar seni kim? Ve de hangi hakla tutabilir ki seni?

Ne baharlar açmış gönlümde, ne çiçekler saçılmış çevreme, ne hayallerle başlamışım hayata, canımdan can kopmuş karışmış bilinmeyene, bahardan tatlı bir can doğmuş benden, bedenimden, işlemişim yüreğime. Birkaç aylık bahar benim neyime? Bahar benim içimde. Ben bir papatyayım koca çınarımın gölgesinde.