Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Tatlı Cadı
Lerna Kaprielyan BağdasaroğluLerna Kaprielyan Bağdasaroğlu

Bahanelere tutunuşun öyküsü...

03 Haziran 2014, Salı - 00:15
Bazı hikayeler vardır, yürek burkar. Gerçek hayatta olmazmış gibi düşünürüz hani. Her sabah işe gitmeden kahvemi içtiğim mekanın gediklilerinden, ara sıra birkaç kelime konuştuğum, 72 yaşındaki bir İstanbul beyefendisinin hazin aşk hikayesi anlatacaklarım. Kendisinden izin alarak, sadece isimleri değiştirerek paylaşıyorum…
Geçenlerde pek bir dertli görmüştüm onu. Her zamanki gibi grand tuvalet giyinmiş sade kahvesini yudumlarken, cebinden eski usül bir cep radyosu çıkarmış, anteni çekiştirip bir kanal ayarlamıştı.
Çile bülbülüm çileyi dinlerken sigarasını tüttürmüştü. Öyle dalgın, öyle mutsuzdu ki, kayıtsız kalamayıp güneş gözlüklerimin ardından kaçamak bakışlarla süzmüştüm yaşlı adamı. Hesabımı ödeyip kalkarken ‘’Bugün sevdiklerinize seni seviyorum demeyi unutmayın. Sakın ertelemeyin, ben çok geç kaldım, siz kalmayın. Ertelemeyin hayatı.’’ deyivermişti. Oturup sohbet etmek istesemde, mecburen işyerimin yolunu tutmuştum.
İşte bu sabah yine aynı cafede kahvemi yudumlarken, şapkasıyla kibar bir selam verip oturmak için izin istedi. Karşılıklı kahvelerimizi yudumlarken ‘’Haydi sor’’dedi ‘’biliyorum merak ediyorsun, bende anlatmak istiyorum zaten.’’
Enes Bey zamanın tahsilli gençlerindenmiş. Askerlik dönüşü, okumuş, zarif bir hanım olan Leyla’yla evlenmiş. İkiz kızları doğduktan 3 sene sonrada tek celsede boşanmış. Çocukları ilkokul 5. Sınıftayken ayrıldığı eşini trafik kazasında kaybetmiş ve kızlarını yanına almış.
Uzun yıllar pek çok hanım arkadaşı olmuş ama evliliğe tövbeliymiş ve ilişkiler ciddileşir gibi olduğunda bir bahaneyle ayrılmış flörtlerinden. Müzmin bekarımız 40’lı yaşlarında biriyle tanışmış. Aşka ve evliliğe tövbe eden Enes Bey’in kalbini evli ve iki çocuk annesi Arzu bir başka çarptırmış. 
Ateş bacayı sarınca Arzu bu duruma katlanamadığını söyleyip eşinden boşanma kararı almış ve ilk iş olarak bir avukatlık bürosunda sekreter olarak işe başlamış. İşte tamda bu karar üstüne Enes Bey’i sorumluluk alma, bağlanma korkusu kasıp kavurmaya başlamış. Sanki görünmez bir çift el boğazını sıkıyor gibi  hissediyormuş. Sevdiği kadına hiçbir şey söylemeyip sırra kadem basmış.
Aylar sonra Cihangir’de karşılaşıp, sonrasında hasrete dayanamayarak uzun süre görüşmeye devam etmişler. Bir gün kulüp çıkışı Enes Bey briç arkadaşıyla yürürken, pastahanede bekleyen arkadaşının eşiyle tanışınca şoka girmiş. Senelerdir tanıdığı kadim dostu Ahmet’in eşiymiş meğer Arzu.
Günler süren vicdan muhasebesinden sonra, deli gibi aşık olduğu kadınla parkta buluşup, boşansa dahi arkadaşının eşiyle bir ilişki yaşamasının mümkün olmadığını söylemiş. Arzu ise onu sonsuza dek seveceğini ve asla başka bir erkeğe bağlı olamayacağını ancak kararına saygı duyduğunu ve bir daha karşısına çıkmayacağını söylemiş.
Enes Bey o günden sonra birkaç ilişki yaşamış. Hiç biri birkaç aydan fazla sürmemiş. Her kadında sevdiğinin bakışlarını, teninin kokusunu aramış, bulamamış.
Bundan 10 sene önce muayenehanesine bir zarf getirmiş postacı. Arzu ölüm döşeğinde kızına postalattığı mektubunda, onca yıl çocuklarının düzenini bozmamak adına eşiyle anlaşarak iki arkadaş gibi yaşama kararı aldıklarını, yaşadığı her gün onun adını sayıkladığını ve sevgisinin tükenmediğini anlatmış.
Enes Bey son kelimeleriyle hikayesini tamamladığında her ikimizde gözyaşlarımıza hakim olamıyorduk.
Karşımda yaşça büyük birinin varlığına boş verip, ona eşlik ederek bir sigara yaktım sonunda. Ve sordum; ‘’Peki ya şimdi? Bundan 30 sene öncesine dönsek yine kaçar mıydınız?’’ ‘’Kim bilir? Tek bildiğim, bir gün bile onla yakaladığım huzuru ve mutluluğu bulamadığım. ’’