Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Arka Güverte
Orhan CanOrhan Can

Arka mahalle...

12 Mart 2012, Pazartesi - 01:29
Beşiktaş’a başkan olacaklara öğütler..!!

“Beşiktaş Jimnastik Kulübü” nasıl oldu da oldu
“Beşiktaş Saldım Çayıra Mevlam Kayıra Kulübü..”
Anlatıyorum, sindire sindire okuyun!

“Atletik(c)o yeniyorsa biz de yeneriz..”(!!) diye sahaya çıkmış Orduspor!
Böyledir hayat işte!
Mahallenin güçlü ve bıçkın delikanlısı bir kez, ama bir kez güçsüz görüntü verdi mi dışarıya, yeni yetişen “gençler” de “Yerim bunu” düşüncesiyle heyheylenir!
Sokakların yani ‘Arka Sokakların’ kuralıdır bu..!!
Bu yüzden gözüne kestirmiş Hector Hoca Kara Kartalı..(Bizi..)
Amma..
“Beşiktaş’la oynuyorsun sen tosunum” diyorum içimden.
Çünkü, en kötü Beşiktaş zorlar adamı hani..!!
Bak ne oldu maç? Psikolojik olarak “Harap” olmuş Beşiktaş 1-1 yaptı skoru.
Demek ki neymiş Hector Bey! Beşiktaş’ın en kötü hali çantada keklik değilmiş!
Sahada Beşiktaş değil de hasbel kader bir araya gelmiş bir grup lejyon askeri vardı sanki!
Bir şeyler yapmaya çalışıyorlar ama ne yaptıkları belli olmayan bir grup “asker”!
Sahipsiz takımın sahipsiz oyuncuları yani!

Kameranın Carvalhal’ı “Kestiğini” görüyorum. İçim “cız” ediyor.
Yüzü, “Çarşamba Pazarı” gibi dağınık!
Ve, ilk kez üstünde takım elbise yok Carlos’un. Eşofman üstü giymiş.
Şaşkın, moralsiz ve ‘YALNIZ’ olduğu suratından belli..!!
Besbelli, ihanete uğramış bir adamın ruh halini yaşıyor..
Sırtından vurulmuş bir adamın ruh hali yani..
Sanki, “Ben senin için dağ gibi Guti’yi yedim de bir sana yaranamadım Q7” der gibiydi!
Anlıyorum ki sorun büyük.. “Dağ” gibi birikmiş sorun var tabii.
Tıpkı geçen sene olduğu gibi!

Şimdi gelelim BEŞİKTAŞ’A BAŞKAN OLACAK kişiye gerçek öğütlere!

Beşiktaş’ın Başkanı olacak olan Sayın Beşiktaş Başkanı, bu mektup sizedir!
Unutmayın ki önemli transferler yapmak, Büyük Başkan olmak için yeterli değildir.
Yani, “Büyük Takım olmak için büyük oyuncu getirmek yeterli değildir, ona uygun alt yapıyı da oluşturmak gerekir..”
Bakın geçen sene neler oldu..!!?
Önce özetleyelim ve sonuna kadar hep beraber okuyalım!

Biz, kendi halimizde yaşar iken Schuster, Quaresma ve Guti geldi bu takıma.
Kalbimiz heyecana sardı, beynimiz gururla doldu.
Koştuk İnönü’ye.. Baktık ki çimleri unutmuşlar..!!
Dünya yıldızlarına patates sahası gibi bir saha sunmuşlardı!
Konser için kiraya vermişler(!!)
Arada milli maç molaları da vardı.
Hani o kadar para harcanmış, dünya yıldızları getirilmiş ya..
“Çimleri düzeltirler” (Yama yaparlar) dedik.. İlgilenen çıkmadı..
“Tohum ektik çimler uzayacak..!!” dediler.. “Peki” dedik, sineye çektik!
Daha sonra 2 maçta, (maç öncesi sahayı yumuşatmak için ) çimleri sulamayı unuttular.
Jilet gibi bir sahada top oynattılar..
Bir Allah’ın kulu çıkıp da “Ne oluyor, bundan kim sorumlu” demedi!
Ancak kimsenin hakkını yemeyelim, maçlardan sonra ‘Demeç’ verdiler ama..(!!)

Bu arada maçlarda, takımın yıldız oyuncuları rakip oyuncular tarafından “DAYAKTAN” geçiriliyordu! Kaval kemiklerine kemiklerine vuruluyordu..
Ayaklarını kırmacasına, futbol hayatlarını bitirmecesine giriyorlardı Beşiktaşlı oyunculara.
Hakemler gözlerinin önünde olan “Katliamı” seyrediyor ve yol veriyorlardı..
Yönetimden ‘tık’ denecek bir ses yoktu..!!
Hayat akıp gidiyordu nasıl olsa..
Guti, Trabzon’da 70 dakika dayak yemişti! Hakemler “Öpeyim de geçsin” demişlerdi!
Misal, Guti tekmeden yere düşüyor, Hakem ona koşup “Acıdı mı..?” diye soruyor, Guti “Acıdı” derse, Hakem Bey de ona “Acımadı acımadı, öpeyim de geçsin” diyorlardı!
Sakatlandı tabii o maç Guti, haftalarca sakat kaldı! Takımdaki yerine alamadı!
Tık yoktu yöneticilerden..
Beşiktaş’ın verilmeyen golleri, verilmeyen kartları vardı..
Futboldaki kirli bir el, Beşiktaş’ı sahada katlediyordu.
Schuster bu futbol anlayışına isyan ediyor, “E, bizim köyde adet böyle, biz adamı dayaktan geçirtip kart vermez, attıkları golleri de saymayız” deniyordu.
Türkiye’deki durumlarını soran arkadaşlarına mektup yazan Quaresma ve Guti, “Burada bizi herkes seviyor, öyle seviyorlar ki sevgilerinden her maçta 90 dakika bizi dövüyorlar. Dayak manyağı olduk biz. Bir maçta dayak yemezsek, futbol oynadık demiyoruz”  diyorlardı!
Yukarıda Allah var, bu olaylardan aylar sonra Beşiktaşlı yöneticiler ligin ilk yarısı bittikten sonra yani, sert bir açıklama yapacaklardı! Ancak, atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmişti!
Giden puanlar gitmişti çünkü..

Avrupa’da dolu dizgin gidiyordu Beşiktaş ya..
Lig arasında 3 flaş transfer haberi geldi! Birbirinden güzel..
Almeida, Simao ve Fernandes.. Manşetler yıkılmıştı elbet!
Yalnız, küçük bir kusur vardı sadece..
3 kişiden 2’si Avrupa’da oynamayacaktı!

Bitmedi; Beşiktaş, derbiler ve Kiev maçları dahil kritik 6 maça üst üste çıkacaktı!
Hiç kimsenin duymadığı olay basın toplantısıyla açıklandı ve Beşiktaş’ın Kaptan’ı kovuldu!
Seyirci şaşkındı, oyuncular şaşkındı..!! Hatırlayın, İnönü’de taraftar nasıl da şoke olmuştu..!!?

Kısa keselim ve gelelim bu seneye.
Bir takım için “Beyin” olan Guti, kendi takım arkadaşları ve Hocası tarafından “Halının altına süpürülmeye” çalışılırken, bir Allah’ın kulu çıkıp da “Neler oluyor, anlaşamadığınız sorun ne?” diye sormadı..
Quaresma, Guti’yi yemeye çalışırken, “Ne yapıyorsunuz, önemli olan takım” diye araya giren bir büyük ortalıkta yoktu..
Sabahlara kadar bar bar dolaşan Guti’ye bir Büyük, “Ulan derdin ne, paraysa para, sevgiyse sevgi, kadınsa boğazına kadar kadın var hayatında, derdin NE?” diye sorup, ilgilenmedi!
Ne dediler biliyor musun? Ama o da takıma zarar veriyorlar..!!
Evet, aynen öyle dediler.
Aslında, bu zihniyettekiler takıma zarar veriyordu da haberleri yoktu!
Çünkü hayata, “Parayı verdik getirdik, oynasın eşek herif. Eşek kadar adam” diye bakıyorlardı! Parayı bastırdıktan sonra, dünyanın en büyük yıldızlarını getirirsin elbet!
Ama AİLE OLAMAZSINIZ.. Yani, kaynaşmış bir topluluk olamazsınız ki..!!
Unutmuşlardı, aile olmanın ilk çemberinin birbirini korumaktan, arkadaşlıktan geçtiğini!
Oysa Serdal Adalı  “Aile olacağız bu sene” demişti. Onu da hapse atmışlardı!
.
Gönderdiler Guti’yi.. Üstelik parasını da vererek..
Adam oynamadan aldı paraları gitti..
Oysa, “Guti olsaydı kaç maçı çevirirdi bu Beşiktaş.. Ah Guti olsaydı, tam da Guti’nin maçıydı” demediniz hiç!? Çok dediniz di’mi..?

Ben o kadar para vereceğim ve getireceğim adamı, sonra da “Saldım çayıra Mevlam kayıra” misali onu başıboş bırakacağım, öyle mi? “Senin annen güzel mi?” diye sormazlar mı adama?
Oysa, o kadar para verdiysen ve o oyuncudan büyük beklentilerin varsa, onun ayağına giydiği çorabın da, içine giydiği donun da rengini bileceksin..!!
“Nerede nereye gitmiş, bir sorunu var mı yok mu?” yönetici adam bunları takip edecek!

Elbette, Başkan’ın sorumlu tutamazsanız bütün bunlar için.
Çünkü başkanlar “İş bitirir”. (Transfer, para bulma, oyuncuyla anlaşma vs vs)
Olayları takip etmek 2. adamların görevidir..
Ha, sormadan edemeyeceğim:
Peki ama, ya yönetim kurulunun diğer üyeleri, ne iş yapar onlar?
Dolmabahçe sahilinde balık mı tutarlar yoksa..!

Hele hele, Trabzon derbisi ve Atletiko maçı öncesi bir yöneticinin ve bazı başkan adaylarının çıkıp, “Bütün Portekizlileri satacağım” demesine ne demeliyim..!!?
Vallahi bilmiyorum..
‘Etkilenmez mi sanıyorsunuz’ bu adamları olup bitenlerden!?
Bir kulüp bu kadar  mı sahipsiz bırakılır, bu kadar mı yalnız bırakılır..
İlkokula giden Beşiktaşlı çocuklar bile böyle bir açıklama yapmazdı vallahi
Yönetici veya yönetici adayları bu kadar mı psikolojiden anlamazlar yahu..!?
İnsanın bunları söylemesi için aklını peynir ekmekle yemesi lazım.. Öyle değil mi!?

Neyse, OC’den bu kadardır söylemesi!
En Kalbi Muhabbetlerimle..
Ben Can; Orhan Can..