Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Tatlı Cadı
Lerna Kaprielyan BağdasaroğluLerna Kaprielyan Bağdasaroğlu

Arayınca bulunuyor...

15 Kasım 2013, Cuma - 18:00
Baştan uyarmalıyım, uzun bir yazı ama okuyana belki bir kapı aralayacak…
Dün gece şahit olduğum bir mucize  ve her kelimesi gerçek…
Ezelden beri inançlıyım, dindar diyemem ama...
Hani bazen sorunlarımız olurda başa çıkamayız, ne yapacağımıza , nasıl yapacağımıza karar veremez, çıkmazda hissederiz. İşte böyle bir dönemde okuduğum kitaplardan birinde diyordu ki yazar; ‘’Tanr’ya sığın, kendini ona bırak, teslim ol. Senin için en doğrusunu O bilir. Dua et ama pazarlık etme, sadece teslim ol.’’
Hiç kolay gelmiyor kulağa ama bir o kadarda kolay aslında. Salı günü , bir süredir adet edindiğim üzere, öğle tatilinde İstiklal Caddesi’ndeki St. Antuan Katedrali’ne gidip mum yaktım. Hayatımda ilk kez, neden bilmiyorum , ana dilimde değil, kendimi daha kolay ifade ettiğim Türkçe ve İngilizce karışık dua edip ‘’Tanrım sana sığındım. Teslim oldum, haftalardır dua edip bana bir yol göster diye yalvarıyorum. Belki gösteriyorsun doğru yolu ama göremiyorum. Lütfen anlayabileceğim somut bir işaret gönder. Ya bir yerde okuyacağım bir yazı, yada birinden duyacağım bir cümle olsun, lütfen yardım et’’ dedim. Ofise vardığımda , Facebook’da bir mesajım vardı. Mesajı gönderen kişi, birkaç sene önce ortak bir arkadaşımızın düğün yemeğinde aynı masada oturup havadan sudan keyifli sohbet edip, sonrasında Face’e birbirimizi eklediğimiz, bir iki kez de yolda karşılaşıp selamlaştığım bir  hanımdı.
Diyordu ki’’ Facebbok’dan takip ediyorum seni. Yazılarını keyifle okuyorum, içten, sıcak, samimi, bazen de komik. Tanrı’ya olan yakınlığın ve birtakım arayışların çok hoş. Biraz önce kilisedeki yer imini gördüm. Belki ilgilenirsin, yarın akşam falanca kilisede şu saatte çok güçlü bir vaiz ve pastör olan falanca kişi vaaz verecek. Birçok sorunun cevabını bulacak, yeni bir pencereden bakacaksın, gel.’’
Tanrı parmağını gözüme sokmuştu sanki. Ertesi gün İstanbul’un göbeğindeki o kiliseye gittim. İtiraf ediyorum heyecanlı ve meraklı olduğum kadar endişeliydim de. Kimdi, neydi bu insanlar, ne için toplanılmıştı? Ya bir tarikat filansa?! Etrafta cemaatten pek çok tanıdık yüz vardı, şaşırmıştım. Hatta falanca kilisemizin papazı bile dinleyiciler arasındaydı. Pastör yaklaşık birbuçuk saat çok keyifli bir vaaz verdi. Huzur bulmuştum ama mesaj filan aldığım yoktu, olsun bu da güzeldi. Sonrasında şifa bulmak isteyenleri gruplar halinde yanına çağırdı. İlk grupa koltuk değnekleriyle güçlükle yürüyen bir hanıma bir süre dua ettikten sonra, kadın ağlayarak değneksiz yürüdü! Bu bir mucizeydi! Üçüncü grupta sıra bana geldi. Söyledikleri sarsıcıydı. Paylaşabileceğim kısmı; ‘’Korkma, kimseye kulak asma, Rab senin için savaşacak, teslim ol’’ idi. Gözyaşlarım sessizce akıyordu. Duymuştu sesimi ve bundan net ifade edemezdi. Pastör’ün ağzından mesajım gelmişti! Ertesi sabah o gece orda olmama vesile olan kişiyle yazıştık. Vaizin söylediklerini duymuştu. ‘’Sana o mesajı niye attığımı inan bilmiyorum. Yaşadığın sıkıntı ne bilmiyorum ama dün tam arkandaydım, emin ol İsa seni çok seviyor’’dedi. O hanıma sonsuz teşekkür ederim…
Tüm bunları niye mi anlattım? Binbir soru işareti ve sorunla boğuşup, nefesinden yaratıldığımız Tanrı’dan uzaklaşıyoruz bazen istemeden. Bunca kötülüğün, tehlikenin, sıkıntının olduğu yeryüzünde O’nunla konuşmayı ihmal ediyoruz. Dua ederken pazarlık ediyoruz aslında. Oysa O bizim için en iyisini bilir. Bu yazıyı sonuna kadar okuduysanız belki sizin için bir işarettir , kim bilir?