Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Çemberin dışı
Cenk UrasCenk Uras

Ama rüzgar!...

05 Kasım 2012, Pazartesi - 10:30
Bencilleri tahtlarından indirecek devrim kendiliğinden gerçekleşmeyecekse eğer,  dünya üzerinde varolan bütün kibritleri ve kutularını toplamamız gerekiyor ki ; o benciller kendi karanlıklarında yok olsunlar.

Kibrit bulamadıklarında çakmaklarla yakmaya çalışacaklar belki ateşi,  ama o çakmakların asla bir kibrit sıcaklığını veremediğini öğrendiklerinde her şey çok geç olacak onlar için.

Vücutları çakmak ateşi ile ısındıkça, ruhları üşüyecek.  Ruhlarını ısıtmak için, o çakmak alevlerini içlerine soktuklarında ise  yanarak kül olacaklar.

Aralık kapıdan çıkıp giderek dünyayı terkedenler geri döndüklerinde ,  o külleri savurma işini büyük bir keyifle yapacaklar.

**

Bütün kibritleri ve kutularını toplayıp, herkes uyurken geçmeliyiz harekete..

Bir gece yarısı; kralların ve soytarılarının olmadığı bir ıssızlığa doğru uzun bir yol almalıyız.

O çakmaklarla aydınlatılan yapay ışıltıların  ötesine geçmeli ve zifiri karanlığın en dibine ulaşmalıyız…

Topladığımız kibritler ile tutuşturmalı küçük bir kağıt parçasını ve kendi ışımızla aydınlatmalıyız o zifiri karanlığı..

Ama  asla bencil olmamalıyız.. Diğer kibritleri de işin içine katmalıyız..

Minicik bir kibrit alevi önce kocaman bir ateşe ve sonrasında dev yangınlara dönüşmeli alev alev..

Bu ateşi görüp bencilliğin diktatörlüğünden sıkılan  diğer insanlar da,  yanımıza gelmek üzere yollara düşmeli…

Dünyadan çıkış yollarını gösteren bir ışık olmalı o küçücük kibrit alevi;  bu içinde bulunduğumuz  huzursuzluk, kaygı,mutsuzluk hissi veren  dünyadan.

Önemli olan yakılan ilk kibrit ateşini canlı kılabilmek; parmaklarımızda ateşin acısını hissedene kadar.

Ama rüzgar!… 

Şu kahrolası rüzgar durmuyor ki bir türlü… Yakar yakmaz kibriti, söndürüveriyor o ilk ateşi ve  “sizin ruhunuzun sahibi benim!”  dercesine esiyor içimizde;  bazen fırtına , bazen de sakince .

Kaygıları,  huzursuzluğu ve o mutsuzluk hissini  beraberinde taşıyor rüzgar..

Güneşi sevmediğimiz için  , güneşin bizden aldığı bir intikam da olabilir tüm bu yaşadıklarımız..

Herşey çok karışık…

Bir yakabilsek o ilk kibriti ve parmaklarımız o ilk kibritin ateşi ile acıyana kadar canlı kılabilsek o alevi, pes edecek o zaman rüzgar …

Güneş bile eğilecek düşlerimizin gücü karşısında ve  sözümüzden çıkmayacak bir daha..

İçimizdeki  en masum, en hesapsız, en huzur veren  o  ilk ateşi sürekli canlı tutmayı becerebildiğimizde , “es!” dersek esecek rüzgar ve ”doğ!”  dersek doğacak güneş  bizler için.

İşte o zaman yeniden kurulacak bu oyun en baştan.

Çiçekli, böcekli öyküler değil, ani ve iç acıtan bir şok gerekiyor belki de bizim gibiler için.