Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Şimdi
Kağan BayraktaroğluKağan Bayraktaroğlu

Akan suda kayıklar yüzer...

08 Kasım 2013, Cuma - 00:51
Yazılarımın çoğunda serbest bırakılmamış ve bastırılmış enerjilerin hayatlarımızı ne şekilde etkilediğini çeşitli konulara değinerek anlatıyorum. Daha önce de öfke duygusu ile ilgili bir yazı yazmıştım. (http://pariyazarlar.com/yazi/sakin-kalabilmek-mumkun.html) Ancak bu konuyu biraz daha açarak bugün de nefret duygusuna ve hayatlarımızdaki derin etkisine değinmek istiyorum.
Özellikle şu günlerde nefret duygumuzu tetikleyecek birçok olay yaşıyoruz. Artık nefret etmek ne yazık ki toplumun normal karşılanan tepkilerinden biri haline geldi.  Siyaset, spor, ekonomi, ilişkiler ile ilgili konularda sürekli değişen gündemler birçok kişiyi sürekli olarak patlamaya hazır birer bomba haline getirmiş durumda. Birçok insan sadece televizyonda gördükleri, gazetede yazısını okudukları ya da sosyal medyada bir yorumunu okudukları ve hayatlarında bir kere bile karşılaşmadıkları kişilere karşı inanılmaz bir şekilde nefret duyabiliyorlar. Yeter ki herhangi bir gündem oluşsun ve sonra nefret bombası patlayıveriyor. Buraya kadar yazdıklarım aslında bildiğiniz şeyler ancak bir de işin belki de bilmediğiniz bölümü var.
Burada sorulması gereken soru da şu: “Bu kadar nefret nereden geliyor ?”
Buna çok çeşitli cevaplar yazabiliriz. Ancak temel sebepler;  Kişilerin güçlü olmak, haklı olmak, hükmetmek istemesi, kendi istekleri ve fikirleri doğrultusunda yaşamak istemesi ve de en önemlisi herkesin kendi bakış açısını savunmak istemesi olarak sayılabilir. Hepimiz kendi alanımızı, bakış açımızı savunmak istiyoruz o yüzden buna engel olabilecek herhangi bir şey olduğunda hemen savunma durumuna geçiyoruz. Ancak nefreti oluşturan bakış açımızla ters düşen olaylar veya kişiler değil, o olaylara ve kişilere yüklediğimiz anlamlar ve bu enerjileri içimizde biriktirme alışkanlığımızdır.
Ancak burada kritik bir nokta var. Hiçbirimiz nefret duygusuyla doğmuyoruz ve kötü olaylar yaşadığımızda ilk tepkilerimiz farklı oluyor. Nefret duymadan önce şaşkınlık, panik ve ancak sonrasında öfke duyuyoruz. Ve bu enerji içimizde birikmeye başlıyor. Sakinlik eşiğimizi git gide kaybettikçe nefret duygusu oluşuyor ve artık yaşama bastırılarak birikmiş nefretle bakmaya başlıyoruz. O yüzden artık en küçük olay bizi çılgına çevirmeye yetiyor. Şimdi döngüyü açıkça gördüğümüze göre olayın bir de bize verdiği zarar boyutuna bakalım. Nefretle dolduğunuz zaman artık kontrolünüzü kaybetmeye başladığınız için gücünüzü de yitirmeye başlıyorsunuz. Yani sizi öfkelendiren ve nefret ettiğiniz her kim ise hayatına rahat rahat devam ederken siz hayatınızda tıkanmaya başlıyorsunuz. Nefret duygusunda kalarak kendi kendinizi yormaya ve kısıtlamaya başlıyorsunuz. Aslında kendi bakış açınızı savunmak adına bütün hayata olan bakış açınızı kaybetmeye başlıyorsunuz. Sakin, dingin ve güçlü bir insan olabilecekken her şeyden hemen tetiklenen öfke ve kinle dolmuş bir insan haline gelebiliyorsunuz.
C. JoyBell C.’nin dediği gibi:
"Öfke akan su gibidir, siz bu akışa izin verdiğiniz sürece bir sorun yoktur. Nefret durgun su gibidir; Öfkeyi hissetme ve akışına bırakma özgürlüğünden kendinizi alıkoymanızdır. Bir yerde biriktirdiğiniz ve unutup orada bıraktığınız su gibidir. Durgun su pislenir, kokuşur, hastalık oluşturur, zehirli ve ölümcüldür. İşte bu nefretinizdir. Akan suda kâğıttan küçük kayıklar yüzer;  affetme ile dolu kâğıttan kayıklar. Kendinize öfke duymak için izin verin, affetme ile dolu kâğıttan kayıklarla birlikte sularınızın akmasına izin verin. İnsan olun”
Şimdi verebileceğinizi iki karar var. Ya içinizdeki öfke ve nefret enerjilerini biriktirmeye devam edecek ve git gide gücünüzü kaybedeceksiniz. Ya da insan olduğunuzu öfke ve nefret duymanın doğal tepkiler olduğunu fark edip içinizde biriktirdiğiniz bütün bu duygulara önce izin verecek sonra da adım adım serbest bırakacaksınız. Bunu yaptığınızda gücünüz geri gelecek ve savunduğunuz bakış açınız ne ise onu çok daha net bir şekilde yaşama şansınız olacak. Nefretin yerini sevgi aldıkça nefret tohumları da artık ekilmeyecek. Belki de hepimiz daha çok anlayış ve hoş görünün olduğu bir toplumda yaşama şansını elde edeceğiz. Kim bilir?
Sri Chinmoy Ghose’ın dediği gibi:
“Sevginin gücü, güce olan sevgiyi yendiğinde, dünya barışı tanıyacaktır.”