Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Meyhaneden
İlia Shestakofİlia Shestakof

Agora Meyhanesi

28 Mart 2011, Pazartesi - 18:03
Yeni Mahalle/ÜSKÜDAR

Günlerden bir gün, Eski İstanbul Meyhaneleri ve Meyhanecileri grubu olarak bir etkinlik planlarken üyelerimizden Cenk Uras , laf arasında :

“ Benim bildiğim meyhane var. Ama bildiğimiz meyhane, tam ortasında Auer markalı soba bile var. Müşterileri mahallenin berberi, manavı, kasabı falan.. Meyhaneci              “ Üşürseniz arada odun atarsınız.” diyor müşteriye. 50 kişi geliyoruz, adam başı 70 lira vereceğiz dersek , dükknın anahtarını bile verir..Ama bir sorun var; içerisi o kadar insanı almaz..” dedi. Meyhane küçük , hali ile etkinliğimizi orda yapamadık ama  aklımızda orda kalmadı değil. Gelin şimdi bu semt meyhanesini Cenk’ ten dinliyelim.

“…Bağlarbaşı 'nın arkasında, dar sokakları, birbirlerine çok yakın mesafelerdeki küçük dükkânları, kiliseleri , hamamı , camisi, kütüphanesi, manavı, kasabı, kırtasiyecisi ,yatılı ermeni okulu, altmış yıllık Bağlarbaşı ilkokulu (eski adı ile 48) , doğduğum ve çocukluğumun geçtiği, tarihi çeşmenin önündeki evimizin bulunduğu, iki katlı       evlerinin bazıları üç-beş katlık binaya dönüşse de, çoğunlukla değişime direnmiş mahallemdeydim bugün. Ve tüm bunların merkezinde bir meyhane; dedemin babamı yakalayıp "ne işin var senin burada " diye bir tokat attığı dededen toruna geçen üç kuşaklık kahvenin yanıbaşında hemen, bildiğim kadarı ile 1950 lerin sonunda kurulmuş.

İçeridekilerin neredeyse hepsi birbirini tanıyor ..Çünkü içeridekilerin çoğu o mahallenin emeklisi, öğretmeni, çalışanı, esnafı, işsizi. İçseler de içmeseler de hep oradalar….
Sobanın yanında iki küçük masa, ortada diğerlerine göre biraz daha büyük üç masa, duvarın dibinde ve cam kenarına doğru dört masa ve meze dolabı ile mutfağa yakın bir masa var..Kapısı camsız ve ev kapısı gibi..Yandaki camın bir kısmı bal rengi ve diğer kısmı ise perde gibi bir şeyle örtülmüş..Kapısında "Agora" yazıyor fakat o bildik ve artık tarih olmuş “Agora meyhanesi” değil. Dışarıdan bakınca içerisi görünmüyor..İlk defa gidecek birisinin  girişte biraz çekinebileceği türden bir havası var.

Mekan küçük olduğundan ve herkes herkesi tanıdığından dolayı, kapıdan giren yabancının, ilk anda masalardaki gözlerin meraklı bakışları ile karşılaşmaması pek mümkün değil..Hele ki "afiyet olsun" çekmeden bir yere çökmesi ise oldukça rahatsız edici bir durum yaratabilir..Tek başına gittiyse ve bir masaya oturduysa , muhtemelen en fazla on dakika içerisinde masasına bir misafir gelmesi veya sağdaki,soldaki masa ile muhabbete girmesi ise kaçınılmaz..

Afiyet olsunların, buyur gelllerin, "yok istemem hamile bir kadın etin kokusunu duymuş canı çekmiş onun için köfte almaya geldim" diyenlerinden tutun, Auer sobasının üzerinde kızartılan ve etrafa yayılan ekmek kokusuna, yirmi tane erkeğin arasına kız arkadaşını alıp, "biz içmeyeceğiz çorba içmeye geldik" diyeninden ve oturanlardan bir kişininin bile yan gözle bakmadığı bir ortama kadar, buram buram mahalle, dibine kadar meyhane kokan o yerdeydik yine..

İsmail ve Nuri abi ile mahalle meyhanesinin gözünü çıkardık, rakının dibine vurduk..Sanıyorum artık geleneksel bir hal aldı bu buluşmalar..Muhabbet derin, zaman kısıtlı olduğundan bu kez fotoğraflayamadık dünü..Ortada beyin, piyaz, peynir, pilaki, ciğer, sobada kızartılmış ekmekler, ve dibi delik rakı şişeleri mevcuttu..Televizyonda atlar koştu, masada dostluk ve muhabbet kazandı bir kez daha……….”

Bizim kafadarlar demlenirken 10 gündür ha yağdı ha yağacak denilen karda , sonunda  yağıyordu. AKOM alarmda, televizyon kanalları haber yapacağız diye her sokağın başına bir muhabir yollama durumunda, ade bizden eskilerin anlattıklarını bırakın, bizde mi? hiç kar görmedik diyeyeceğimiz geliyor. Neyse fazla deşmeyelim ve iyisi mi yazımızı yine Cenk’ ten bir kar günü paylaşımı ile bitirelim.

“ Birdenbire kar bastıracak ve birdenbire bembeyaz olacak koca şehir...
Rakının beyazına karışacak, şehrin bembeyaz örtüsü..Lapa lapa yağarken , tek bir cam olacak sıcacık meyhane ve masmavi boğazın suları arasında..
Ne olmak istiyorsan onu olacaksın her içtiğin kadehte...Karşındaki insanın dost  olduğundan şüphe duymayacak ve pek fazla düşünmeyeceksin sonunu...İçinde ne varsa çarpacaksın iki ile hatta beş ya da on ile, döküleceksin o dostuna hesapsız lapa lapa kar yağarken.
Azıcık balığı,iki parça çirozu ve şansın yaver gidiyorsa bir kaç parça lakerdayı bulmuşsan şerefe diyeceksin tüm dostlar için...Sağlığınıza, mutluluğunuza....
Tüm iyi dileklerini bir kadehe doldurup kaldıracaksın havaya bütün güzel insanlar için..”