Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Meyhaneden
İlia Shestakofİlia Shestakof

Adımız çıktı sarhoşa...

13 Ocak 2012, Cuma - 18:55
Öncelikle bugün eski takvime göre yılbaşı…. Eski takviminde hatırı kalmasın diyorum, herkese bir defa daha “ İYİ SENELERRRR!!!!!” diliyorum….Daha önceki yazılarımda da söylemiştim, sağlığınız, keyfiniz yerinizde (<<<-çok paraya  da gerek yok) olacak, ağız tadı ile ama aileniz, ama dostlarınız ile bugünleri kutlamanın keyfi bir başka oluyor…. Çok şey diyesim var ama bugün bayram diye konuşmuyorum….İleride bir ara sohbetleriz……(<<<-mesela dünkü Ferit Sayman’ ın yazısı sonrası gelde kızma İstanbul’ un ve biz İstanbul’ luların durumuna, başka metropollerde de böylemi oluyor acaba? diyorum ve kesiyorum )
St Petersburg’ a geldim geleli bir yandan İstanbul’ un yorgunluğunu atma,  bir yandan burada biriken iş güçler, ama insanın evi gibisi olmuyor, tabii burası İstanbul’ a nazaran daha rahat bir şehir…. Biz eskilerin terimi ile her şey “SİGA SİGA” buralarda…. Böyle olunca da daha bir düzenli durumunda yazılarımı aksatmamaya çalışıyorum….(<<<- 13.01.2012 St Petersburg yerel saat 02:41 kulaklar pari radyoda parmaklar klavyede)
Gelelim bugünkü yazımın konusu “ Cemal Süreya ve Hatay Meyhanesi” ne…. Bu hafta, pazartesi 9 Ocak Cemal Süreya’ nın yirmiikinci ölüm yıl dönümü idi. Aşağıda onun hakkında yayınlanmış iki yazı paylaşma istiyorum. Birincisi Cemal Süreya’ nın Hatay Meyhanesi’ ne yaptığı öneri ve sonrasına dair….. 
* Hatay, önceleri iflah olmaz alkoliklerin daha sabahtan kapısında bekleştikleri, Kadıköy Meydanı'nda, eski iskele tarafında yan yana sıralanan düzayak meyhanelerden biriydi. Hataylı Ali Demir tarafından 1967 yılında açılmış, adına da o yüzden Hatay denmişti.
Lokantanın bugün ortağı Sivaslı Mehmet Ali Şahin 1975 yılında garson olarak işe başlamış. …….İlk zamanlardaki müşteri profilini şöyle anlatıyor Şahin: ‘‘İçlerinde sabah yedide gelip, gece bir buçuğa kadar oturanlar vardı. Meğer lokanta garsonluğu başka, meyhane garsonluğu bambaşkaymış. Artık burayı benimsemişler, sanki kendi evleri, işyerleri haline getirmişlerdi. Kimi ne kadar masa varsa, akşama kadar hepsini dolaşır, oturmadık sandalye bırakmazdı. Sabahtan baskın verdikleri için lokantada temizlik yapılamaz hale gelmiş, her taraf pislik içindeydi. Hepsi sabahın köründe kapının önünde melül melül bekleşirlerdi. İçlerinde zangır zangır titreyenler mi istersin, yalvaranlar, yakaranlar, olmadı tehdit edenler mi! Burası resmen zıvanadan çıkmıştı.’’

500 LİRAYA ORDÖVR TABAĞI YANINDA UFAĞIN YARISI
Lokantanın sahibi Ali Demir, işlerin gittikçe kötüye gitmesi, müşterilerinin veresiye defterlerini iyiden iyiye kabartması sonucu iflasın eşiğine geldi ve Hatay'ı satılığa çıkardı. Zamanla şef garsonluğa kadar yükselen Mehmet Ali Şahin o zaman kendisine ortaklık teklif etti ve garson olarak girdiği meyhanede patronluğa kadar yükselmiş oldu.
Hatay'ın kaderinin değişmesi edebiyatçılar sayesinde oldu. Önce Behzat Ay keşfetti Hatay'ı. Ardından da Atilla Tokatlı ve Selahattin Hilav geldi. 1980'lerin başında İkinci Yeni akımının ünlü ismi Cemal Süreya'nın Mehmet Ali Şahin'e yaptığı teklif, meyhanenin müşteri profilini iyice değiştirecek ve bugünkü Hatay'ın temellerini atacaktı.
Kadıköy yakasında arkadaşlarıyla gidebilecekleri, içkilerini içip sohbet edecekleri bir mekan arayan Cemal Süreya'nın Şahin'e yaptığı teklif oldukça basitti: ‘‘Birçok arkadaşım var, onlarla buraya gelelim. Ancak ufağın (35'lik rakının) yarısı ve bir ordövr tabağı 500 lira, ne dersin?’’
Mehmet Ali Şahin bu teklifi kabul etti ve Hatay artık yazarların, şairlerin, ressamların uğrak yeri, değişmez mekanı oldu. Ama Cemal Süreya'nın teklifi zaman tutmadı. Çünkü hiç kimse içmeye başladığında küçüğün yarısıyla kalmıyordu. ‘Ama’, diyor Mehmed Ali Şahin, ‘bizim fiyatlarımız da zaten onlara göreydi ve bugün de hálá aynı anlayışı sürdürüyoruz.’
Hatay Meyhanesi o tarihten sonra hızlı bir kimlik değişimine uğradı. Lokantanın eski müşterileri gitmiş, onların yerine Fazıl Hüsnü Dağlarca, Mehmed Kemal, Tomris Uyar, İsmet Kemal Karadayı, Cevat Dereli, Refik Durbaş gibi isimler gelmeye başlamıştı. Özellikle Cemal Süreya'nın etrafında toplanan pek çok genç şair ve yazar için bir okul haline gelmişti. Ardından da imza günleri düzenlenmeye, sergiler açılmaya başlandı.
Cemal Süreya'nın ikinci önerisi, Hatay'ın adıyla bütünleşen meşhur anı defterlerinin ilk adımı oldu. Gelen giden sanatçılar yazsınlar, resim yapsınlar diye bir anı defteri açıldı 1983 yılında. Mehmet Ali Şahin'in alelacele buldurduğu deftere ilk yazılar yazıldı ama daha sonra Burhan Uygur, bakkal defteri gibi olduğu için özel ölçü verdi ve yeni defter alındı. Deftere ilk yazıyı da yaşça en büyükleri olduğu için 80'lik ressam Cevat Dereli yazdi: ‘‘ADIMIZ ÇIKTI SARHOŞA, NE MUTLU BİZE!!!!...’’Bugün Hatay'ın anı defterleri 11 cilde ulaşmış durumda. Ümit Bayazoğlu'nun bu üç bin küsur sayfadan oluşan defterleri tarayarak hazırladığı Hatay Meyhanesi Defterleri geçtiğimiz günlerde Yapı Kredi Yayınları tarafından Cemal Süreya'nın 13. ölüm yıldönümü anısına yayınlandı.
Hatay Restaurant 1986'da adres değiştirdi. Dükkanın sahibi tam da işlerin iyice yola girdiği bir dönemde mekanı boşaltmalarını istemişti. Mahkemenin tahliye kararından sonra yeni mekan olarak Bostancı'daki yer kiralandı. Kadıköy'e göre daha uzakta, Bostancı'daki Hatay Restaurant'tan sanatçıların bir ara ayağı kesilir gibi oldu. Ancak işletmeci Mehmet Ali Şahin'in dostane ilişkileri eski müşterileri bir süre sonra yeniden Hatay'ın müdavimi haline getirdi.
Yazar Necati Güngör yeni yere sanatçıların nasıl gelmeye başladıklarını şöyle anlatıyor: ‘‘Hatay Lokantası deyince pek doğal olarak Cemal Süreya' yı ve onun çevresindeki arkadaşları hatırlıyorum. Önce Kadıköy'deki Hatay. Mehmet Ali de oranın hem ortağı hem garsonuydu. Cemal Süreya ve yakın uzak tüm arkadaşları orada toplanırdık. Cemal Süreya herkesi kucaklamasını, sevilecek bir yanını bulmasını bilirdi. Sonra Kadıköy'deki Hatay kapandı. Mehmet Ali Bostancı'dakini açtı. Kadıköy'den tanıdığı ve bir çoğuyla dostluk kurduğu edebiyat ve sanat insanlarını oraya taşıdı. Hiç unutmam, Cemal Süreya'nın yaptığı toplantıları izler, toplantı sonunda herkesi cümbür cemaat, arabasıyla Bostancı'ya götürürdü.…..*¹
İşte size Cemal Süreya ile bütünleşen bir meyhanenin hikayesi… Başta iki hikaye yayınlayacağım dedim ama fazla yerim kalmadı ikincisi kaldı haftaya…..Olsun ziyanı yok vaktimiz bol nasıl olsa…..
Bu günlükte bu kadar, hepiniz kalın sağlıcakla…..
Rakılı, mezeli, muhabbetli, yeni bir yıl dileklerimi tekrarlarken (<<<- ne demiştik başlarken bugün eski takvime göre yılbaşı onunda hatırı kalmasın hesabı), kalplerde gerçek meyhaneler hiç eksilmesin efendim……Herkese saygılar, selamlar, sevgiler …….
(¹) İhsan YILMAZ,Hatıra defteri tutan meyhane:Hatay,www.hurriyet.com.tr, 11.01.2003