Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Konuk Odası
Sosi CindoyanSosi Cindoyan

Acıyla büyümek misali...

10 Mart 2016, Perşembe - 14:02
Nıverimin canı yanmış. Bir can eksilmiş evinden. Bir ses, bir huzur yok olmuş evden. Terliklerle oynayan o yaramaz, o şirin şey, odaya sevgi yayan o muzip şey, o güzel can yok artık. Kulaklarının uzun olup olmaması, patileri ile koşup koşmaması ne fark eder? Kapı açıldığında hoş geldin dercesine,  sahibinin üstüne atlayan “Nanim” yok artık.

Kindarlığı görülmemiş, nankörlüğü çekilmemiş o sevilen can yok artık. İnsanların köpekten fazla köpek, kediden fazla kedi olmadığı müddetçe Tanrının bize bahşettiği bu canlar bizlere zarar vermez aksine hayatımıza neşe katarlar, derdimizi olmasa bile üzüntümüzü paylaşırlar, yalnızlığımızı unutturur sevgimize sevgi katarlar.

Nıverim, biliyorum üzgünsün ama evinin uğurunu bozmadan, yüreğindeki yangına başka bir kıvılcım eklemeden bu darbeyi de atlatacaksın. Hem unutma güzel kızım, bizler kuvvetli insanlarız, değil mi? Kuvvetli olmaya mecbur kılmış hayat bizi, kuvvetsiz olabilecek kadar da egomuzu yükseltememişiz.

Eskiler, her kötülükten her marazdan bir iyilik doğar derler. Cici bici “Nanim”in ruhu kısa da olsa bir müddet ele alamadığım kalemimi önüme attı.

Huzursuzluk desem, kesinlikle değil, isteksizlik desem, o da değil, rahatsızlık desem belki ama Allaha şükür diyorum. Belki uzaklardan gelip dalga dalga ruhumu saran bir duygusallıktı elimi kolumu bağlayıp yüreğimi azat eden.  Sevgi bağlarının kopukluğu değil aksine duyguların güçlenmesi şekillenmesi, yalnızlığın bir formata bağlanması, hatıralarla gelecek arasındaki köprünün inşasıydı belki de. Zamanın dar gelmesi, günlerin kısalması, saatlerin uçup gitmesi ve kesinlikle yapacağım şeylerin gittikçe çoğalıp sırasından taşmasıydı bendeki bu durgunluğun nedeni yoksa kesinlikle sevdiğim ve sevmediğim hiçbir şeyin değerini değiştirmesi değildi.

Sadece bizden ayrılan bir can “Hadi bakalım kendin olma zamanı geldi artık” dedi bana.

Sosi Cındoyan