Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Çemberin dışı
Cenk UrasCenk Uras

Acılısından, bir şarkı...

06 Mayıs 2013, Pazartesi - 12:44
Pek şiddetli olmayan, ama sakin de sayılmayan travmatik bir kalkıştan sonra, adım adım kahvaltı masasına doğru ilerlerken, önce karşıma çıkan yavru ağzına, sonra ayağıma takılan boynu bükük ana kraliçeye inceden bir çalım atarak, tabakta sunulan ucu kırık yıldızlara yapışmış biçimsiz zeytinler ile  bir fabrikada bağıra bağıra yumurtlattırılan tavuğun inorganik yumurtasından ibaret kahvaltıyı mideye gönderdiğimde uçan bir at gibi hissettim kendimi.

O an çok üzüldüm bugüne değin   “Pek acayip durumlara düştüm yarabbim” şeklinde en acılısından bir şarkı söylemediğine Müslümgillerden herhangi bir bireyin.

Kafiye uyunca sevinerek, üç tane ondan , bir tane bundan okudum ve üfleyerek tükürdüm kendime   “tü tü tü” şeklinde nazar ya da herhangi bir saçmalık orama burama değmesin diye..

Ben,  tutsaklığın sırıtan yüzünden  makas almaya çalışırken, aynı saniye içerisinde  “devam!” dediğinde bin bilinmeyenli denklem yaratıcıları, hemen çektim elimi geriye. Kuyruğum bir ağaca takılıp, bilmediğim bir gezegendeki, prizmatik canlıların kursağından içeri ne zaman düşersem, o zaman yaşarım uçuş anksiyetesini..

Tıraşı kestim devam ettim  ruhumun residancesinin dehlizlerinde..

Şimdi bir kafa içindeyim. Kafa Home sitesi bilmem ne blok, bila no daire içi.. Kafa içi binbir odalı ev gibi. Her odada ayrı bir insan oturu oturuveriyor. Bir tanesinde Özay Gönlüm elinde sazı, diğerinde Mustafa Topaloğlu karşılıklı. Pan galaktik gargara barutu içiyorlar;  yeşilimsi bir sıvı. Diğerinde kızılderi kabilesi oklarını uçuruyor havada ve silah icat oldu mertlik bozuldu diye hönkürüyor dağın tepesinde Köroğlu. Kuşun kanadında diye öğrenmiş sevdayı bir diğeri, kuş arıyor durmadan , bulamayınca paralıyor bedenini. Hiçbiri birbirini tanımıyor, bilmiyor. Komşuluk sıfır.

Bir doktor… Bir doktor ve bir doktor ve doktor  ve bir doktor. Aynı ses çınlıyor şimdi kulaklarımda.. “ve bir doktor ve bir doktor”

Ama hangi ara geldim ben buraya. Sesi dinleyerek karşıma çıkan ilk doktora gitmişim. Adam diş hekimi çıktı. Her şey ve tüm bu yaşanılanlar “yirmi yaş dişinden” dedi. Hayır dedim önce.. diş değil düştür o.. Diş dedi. “Yirmilik diş kırkında çıkınca böyle yapar”

“Bir arkadaşıma oldu aynısı.. Bir bardayken nüksetmişti .Uzun süre her bulduğu her votkanın içine atlamaya çalıştı. Tedavi tamamlanıncaya kadar  portakal suyu sandı kendi en tazesinden.

İnandım doktora.

Şimdi elimde bir diş fırçası. Fırçaladıkça kendime geliyorum. Fırçaladıkça kendime geliyorum.. Aklım yerine geliyor, yaşama dönüyorum. İşte o an anlıyorum, “üç kereden az fırçalamamak gerekir dişleri” diye neden diyormuş bilen insanlar.

Dişlerimi öğrettikleri gibi fırçalamamışım meğerse bu güne kadar.