Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Konuk Odası
Sosi CindoyanSosi Cindoyan

Açık pencere bırakmak...

13 Ekim 2012, Cumartesi - 19:37
Orta yaşın üstünde fakat genç görünümlü bir çiftle tanıştım. Belli ki hayat boyu anlaşabilmişler, birbirlerine kol kanat germişler. Aynı meslekten, aynı kültürden, güler yüzlü, örf ve adetlerine bağlı, aydın kişilikli insanlar. Ayrı bir ülkede, ayrı kültürde ve dinde olan insanlarla iç içe yaşayıp ülkeleri için en iyisini en güzelini, en çağdaş düşünceleri dileyen insanlar. Güzel konuşan, bilgili ve hala birbirlerine düşkün olan bir çift..

Ne kadar güzel dedim kendi kendime. Hayatı birlikte yaşayan, birbirlerinin göz bebeklerinin içine bakan, birlikte olmaktan haz duyan, birbirlerini tamamlayan yarım asırlık bir çift. “Allah ayırmasın” dedim. Seven bir yürek insana ömür verir. Tüm benliğinle bağlanırsın ona. Evlilikler, birliktelikler bu yaşlar için çok daha önemlidir. Gerçek kişiliklerini yansıtan bilgili insanları severim. Kusurlarını örtmeye çalışırken açık veren insanlarla beraber olmaktansa uğraşlarımla baş başa kalmayı yeğlerim.

Bu çiftle masaya oturmak, birlikte doğayı keşfetmek benim için zevk oldu. Zaman zaman birbirlerine durgun bir ifade ile bakıp duygularını el ele tutuşarak veya birbirlerine yemekten bir lokma yedirerek geçiştiriyorlardı. Kim bilir dedim kendi kendime, geçen yılları böylece yâd ediyorlar. Bir akşam, sakin bir ortamda, hanım bana derdini açtı: “ Sizi biraz da kızıma benzettim. Özellikle sesinizi, konuşma tarzınızı benzettim. Biz kızımızı kaybettik. Kahrolduk ama bu dünyada bu acıyı bir tek biz çekmedik. Teselli bulmaya çalışmak yapılacak tek şeydi.”

Ezilip kaldım. Bir kez daha her şeyin göründüğü gibi olmadığını anladım. Evlat acısı hayatı yıkar, ciğer söker, eşin ölümü kalp yakar, ocak söndürür. Yuvaya düşen bir acının tesellisi aramakla bitmez. Hayatı paylaşmak kadar acıyı da yokluğu da derdi de paylaşmak vardır bir sevgide. Bu çift onu yapmış ve hayata bakabilecek açık bir pencere bırakmış. Akıllı beyinlerde, paylaşmanın ne denli önemli olduğunu kanıtlamışlar.

Bir kez daha elimi yıllarca hayatımdan uzaklaştırdığım sigara paketine atmak geldi içimden ama bu benim için saniyelik bir istektir çünkü ağzımdan çıkan lafa, yüreğimdeki duyguya hâkimim ben.

Görmek, ne kadar zor şeymiş.  İnsanlar gözleriyle ancak şekil ve renk algılıyor veya olayı takip ediyorlar. Dikkat edip etmemek de ayrı bir özellik. Gönül gözü ile görmekse görüntüye duygu katar, çoğu kez hissettiğinizi görmek istersiniz. Görmek biraz da kişiye özeldir. Görebildiğiniz kadar görürsünüz. Körlük takdir-i İlahidir ama gönül gözünü yok saymak insana yakışmaz.

Bazen görmek de yetmez zira gösterdikleri kadarını görebilirsiniz. Sizi görmeye de zorlayabilirler, bu kez görmeye çalışırsınız. Gözle görüleni, yüreğinizle, gönlünüzce kurcalayarak görmeye çalışsanız bile bunda ne ölçüde başarılı olacağınızı tahmin etmek çok zordur çünkü o kadar çok bilinmeyeni o kadar çok bilmeniz gerekmeyen, söylenmeyen, söylenmesi gerekmeyen şey oluyor ki, gördüğümüze de inanmak zaman alıyor.